Monday, May 25, 2015

UYGARLIK TARİHİ_S.TANİLLİ

1.GİRİŞ : UYGARLIK NE DEMEKTİR
Uygarlık : 1.gelişmiş ideal topluluk, 2.halkların özgün örgütlenme biçimleri

Uygarlık kelimesi köken olarak 18.yy’da ortaya çıkar. Batı Avrupa’nın, kapitalist, laik, burjuvazinin örnek sunulduğu bir ütopyadır. Sonradan uygarlıkların sadece Batı’da olmadığı ve uygarlıkların çokluğu gerçeği anlaşılır.

Uygarlığın koşul ve nitelikleri : iktisadi yapı, siyasal ve hukuksal kurumlar, din, ahlak, felsefe, edebiyat, sanat vb.

Uygarlıklar arası etkiler, bir dünya uygarlığının oluşmasına sebep olmaktadır. Uygarlıkların biyolojik benzetmeyle doğumu ölümü olduğu öne sürülmektedir.

Türkiyeli olarak çağdaşlığın üç asgari ölçütü : milli bağımsızlığa inanmak, laiklik, demokratlık.

Bizim uygarlık ölçülerimiz, içinde bulunduğumuz toplumun ilişkilerinin ulaştığı düzeye bağlıdır.

I.BATI DÜNYASI
Batı uygarlığı, coğrafi bir ifadeden çok iktisadi ve sosyal sistemin ve bazı ortak kültürel değerlerin bir ifadesidir ki bu da kapitalizmdir. Ama her ileri sanayi kapitalizmi bu tanımın içinde değildir. Bu anlamda, ABD, Avustralya Batı uygarlığının içinde yeralırken, Japonya yeralmaz.

I.BATI UYGARLIĞININ KAYNAKLARI
Batı uygarlığının temelleri, Yunan, Roma ve Hıristiyanlıktır.

Eski Yunan’ın Mirası
Batı’yı iki yoldan etkiledi, 1.Roma’lılar yoluyla 2.Rönesansla. Eski Yunan’ın katkıları başlıca şunlar olmuştur :
1.Demokrasi İdeali : özgürlük ilkesi, çoğunluk oyları, kanunlara saygı
2.Bilim : Matematik, Deneysel bilimler, tıp, aklın anlayabileceği doğa yasalarının aranması
3.Edebiyat ve Sanat : tiyatro, tarih, destan, lirik şiir, masal, hitabet, mitoloji, mimarlık, heykel
4.Felsefe : dönemsel olarak a.doğanın özü, b.insan ve ahlak, c.erdem ve mutluluk soruları

Roma’nın Mirası
1.Siyasal yetenek ve geniş sınırlar içinde büyük bir imparatorluğun örnek olması
2.Hukuksal yeteneği : zamanla oluşmuş hukuk kuralları Justinianus tarafından birleştirildi ve 12.yy’da başlayarak Avrupa’da okutulmaya başlandı.

Roma’nın gerçek mirasçıları, İtalyanlardır, diğer mirasçıları ise Rumenler, İspanyollar, Portekizler, Belçikalılar, İsviçreliler ve Fransızlardır. Bunlar Avrupa’nın Latin halklarıdır.
3.Katolik inancı

Roma, dünyaya üç kez egemen oldu, 1.devlet birliği ile 2.kilise birliği ile 3.hukuksal bir birlik ile

Hıristiyanlık
Hıristiyanlık, Doğu mistisizmi, Yahudilik, Yunan düşüncesi ve Roma evrenselciliğinin kavşak noktasında ortaya çıktı. Bütün evreni kapsayan Baba Tanrı inancı, sevgi ilkesi ve zenginliğe ve ayrıcalıklara karşı çıkan tavrı ile bir yoksullar hareketi oldu. Bozulan Roma’nın ezilen halklarının sesi oldu. En sonunda 317’de Konstantinus Hıristiyanlığı kabul etti ve kendini dinin koruyucusu ilan etti.

II.BATI UYGARLIĞININ DOĞUŞU
Ortaçağ, feodalite iktisadi düzeni ve Hıristiyanlık değerler sisteminin egemen olduğu 476-1453 arasındaki tarihsel dönemdir.

Feodalite
Feodalitenin özelliği, iktidarın parçalanmış, toprak sahibi senyörlere ait olmasıdır. Senyörler, toprakları üzerinde adaleti dağıtma hakkına sahiptir, Vassal da kendisine hizmet etmekle yükümlüdür. Barbar istilaları ve İslam egemenliğinde Doğuya açılamayan Avrupa, bu sistemi desteklemiştir. Hiyerarşik bu yapıda pek çok kademeli senyör olabilir, senyörlerin senyörü kral vardır ama doğrudan yönetimi sadece kendi topraklarındadır.

Kilise ve Ortaçağdaki Rolü
İlk Hıristiyanların örgütlenmesiyle, ilk kiliseler oluştu. Her kilisede zamanla tek temsilci olmaya başladı. Bir süre sonra bu ilkel kiliseler, evrensel kilise olan Katolik kilisesinde birleştiler ve böylece manevi bir krallık kurulmuş oldu. Kilise iktidarının cismi iktidarlığın üzerinde olduğunu ilan etti.

2.yy’da Doğu’da (Yunan, Sırp, Rumen, Rus kiliseleri) daha milli ve nispeten daha mantıklı ortodoks kiliseleri kuruldu.

Büyük zenginlik sahibi olan, krallara hükmeden ve köklerinden uzaklaşan Katolik kilisesi 16.yy’da Reform sonucu Protestan kiliselerine de ayrıldı.

Kilise, barbar ırkları din yoluyla Yunan ve Roma kültürüyle eğitti. Burdaki kültür tabi dinin işine geldiği kadardı. Ayrıca Roma’nın yıkılışından sonr ilk okullar da piskopos ve manastır okullarıydı. Paris’te psikopos yönetimindeki birliğe universitas denildi. Güzel sanatlarda kilise için yapılıyordu ve çok sesli müzik başladı.

Bu olumlu etklerinin yanısıra sapıklığı cezalandırmak üzere engizisyonlar kuruldu. Bu bir zulüm makinesiydi, her ruhbani bölgede keşişler seçildi ve bunlar sapkınlığı ortaya çıkarıyordu. Mahkemeye düşen suçluydu, iftira da olsa. Kendi suçsuzluğunu ispatlamak zorundaydı. İlke, tek suçlunun cezasız kalması yerine yüz suçsuzun cezalandırılmasıydı.

Kentlerin Uyanışı : Burjuvazinin Doğuşu
Alışveriş olmayan, tarıma dayalı üretim 11.yy’dan sonra kentlerin uyanışı ve haçlı seferleriyle değişmeye başladı. Ticarete dayalı sınıf olan Burjuvazi bu şekilde ortaya çıktı. Kentlerle köyler arasında alışveriş başladı, el sanatları ve meslekler çeşitlendi.

13. ve 14.yy’da bankalar kurulmaya başlandı, büyük sermayederler ortaya çıktı, borsalar kuruldu. Bu süreçte feodal mülkiyet yerini Roma mülkiyet hukukuna bırakmaya başladı.

III.BATI UYGARLIĞININ YÜKSELİŞİ
15.yy’ın ortalarından, 16.yy’ın sonlarına kadar Ortaçağın izleri silinir. Askeri, coğrafi, iktisadi, düşünsel, dinsel ve siyasal alanlarda büyük değişiklikler olur.

Teknik Dönüşümler, Keşif Yılları
Barut ve topun keşfi 14.yy’da hızla yaygınlaşır, bu da mutlak hükümdarların, feodal rejimlerin yerine geçmesi için en önemli araçlardan biri olur. Çin’in keşfettiği ve Müslümanlardan öğrenilen pusula 12.yy’dan itibaren kullanılır oldu.

Avrupanın baharat almak istemesi (Doğu Hint adaları), ipek (Çin) ve altının aranır olması. Yolların Türklerin ve Müslümanların elinde olması nedeniyle bu mallara doğrudan ulaşma isteği. Matbaanın keşfiyle coğrafya bilgisinin yayılması, dünyanın yuvarlaklığı gibi sebeplerle coğrafi keşifler başladı :

1487’de Diaz’ın Hint okyanusu, 1498’de Vasco da Gama’nın Afrika’yı dolaşarak Hindistan’a ulaşması, 1453’de Kolomb’un Amerikayı keşfi, Macellan’ın G.Amerika’yı dolaşarak Filipinlere gelmesi ve arkadaşlarının dünya turunu yapmaları.

Coğrafi keşiflerin en önemli sonucu kapitalizm’deki gelişmelerdir. Dünyanın tüm zenginlikleri sömürgecilikle Avrupa’ya akmıştır. Portekizler, Kızıldenizden Çin’e, Brezilya’da, İspanyollar, Meksika, Peru ve Şili’yi, Fransızlar Kanadanın doğusunu, Hollanda, Doğu Hindistan’ı sömürgeleştirdiler.

Sömürge ürünleri ve esirler, başlıca ticaret malları oldu. Madenlerde çalışmak, toprağı işlemek üzere Afrika’dan zenciler getirtildi.

Ortaçağ’ın eşitlikli ilkesi çalışma ve kazanç sınır dinlememeye başladı. Poliçe, çek kullanılmaya başlandı. Amerika’dan gelen mallarla Burjuvazi iyice zenginleşti.

Rönesans ve Reform
Rönesans, Burjuvazinin kültür devrimidir. Rönesans’ın temel özelliği, Eski Yunan sanatına dönmek, dinsel konularda bile insanı merkez olarak almak, dünyayı kendi gerçekleriyle değerlendirmekti.

Ortaçağın birleşmiş topluma karşılık, Yeniçağ’da bireycilik ön plandaydı. Kilisenin baskısına karşılık Protestanlık ile kilise bölündü.

İspanya’daki Müslüman uygarlık, Kuzey Afrika’yla ilişkiler, İbn-i Sina’nın tıpı da Avrupa’yı besliyordu.

Hümanizm, dinden bağımsız, insan ve dünya ile ilgili modern bir akımdı. Hareket 14.yy’da İtalya’da doğdu. Edebiyatta, İtalya’da Petrarka başı çeker. Erasmus, More, Dante, Boccacio, Makyavel, Cervantes, Montaigne, Bacon, Shakespeare bu dönemin sanatçılarıdır.

Sanat koruyucuları, güzel sanatları şevklendiriyorlardı. Özellikle Floransa’da Masaccio ile başlayan hareket (15.yy) Giotta, Angelico, Botticelli, Laonardo Da Vinci, Michalengelo, Raffaello, Donatello ile devam etti.

1520’den başlayarak çürüyüşe son vermek üzere ıslaha hareketleri başlar ki buna reform adı verilmiştir. Ruhban sınıfının egemen sınıfa karışması, günahkar bir hayat yaşamaya başlamaları, büyük servetleri kiliseye ait olması gibi sebeplerle Alman Luther ve Fransız Calvin, Reforma öncülük etmişlerdir. Bunlar af belgesine (endüljans) karşı çıkmış, Papanın yanılmazlığını reddetmiştır. Protestanlık, Ortaçağ teokrasi ve düşünce emperyalizmine son verdi.

16.yy’da bilimde de gelişmeler oldu. Kopernik, Kepler ve Galile, astronomi keşiflerinde bulundular. Descartes, aklı bilginin aracı olarak tanıyacak ve kuşku ortaya çıkacaktı.

İmparatorluktan Ulusal Devlete
15. ve 16.yy’dan başlayarak, derebeylikler yıkılıp ulus*devletler kurulmaya başlamıştır. Bunun iktisadi temeli “merkantalizm”dir. Buna göre, bir ülke ne denli para ve değerli madene sahipse o kadar zengindir. Bunu sağlamak üzere, gelişen burjuvazi kendini koruyacak bir üst kuruluşa, kanun birliğine gereksinim duymuştur. Devlet iktisadi alana karışacak ve kapitalist sermaye birikimini sınırlar içinde sağlayacaktır. Machiavelli’nin ısrarı da İtalya’nın bir an önce ulus*devlet olmasındadır, yoksa ahlaksız yolları o da kötüler, sadece yurt sevgisidir onunki.

Ortaya çıkan devlette 16 ve 17.yy’da yönetim monarşidir. Aklın ilkelerine göre yönettiğini iddia eden kral, kamuoyu ve filozofları da dinlemektedir. Kilise de burjuvaya karşı kralın yanındadır.

Tek bir ülke İngiltere’de monarşi farklıdır. 11.yy’da bağımsız senyörler değil krala bağlı soylulardır derebeyleri. Zamanla, kendi rızaları olmadıkça vergi vermeyeceklerini krala kabul ettiren, Magna Carta’yı imzalatırlar. Zamanla kendilerine daha çok danışılmasına uğraşan ve danışmanlara şövalye, din adamları, eşraf temsilcilerinin katılmasıyla parlemento başlamıştır. 14.yy’da krala yakın soylular Lordlar Meclisini oluştururken, diğerleri avam meclisini oluştururlar. 1660’lardaki restorasyonla, Avam kamarası parlemento’nun haklarını ve birey hak ve özgürlüklerini güvence altına alan Haklar Yasasını kabul ettirir. 18.yy’da kral parlementodan kendine yakın kişilerden kabine oluşturur, birisi sivrilerek başbakan olur. Lordlar kamarası dışındakiler halk tarafından seçildiği için parlementer bir rejim olmuştur.

18.yy ve Fransa’nın Etkisi
18.yy’da batının yıldızı Fransa’dır. Dil uluslararası hale gelmiştir. Müzikte Alman ve Avusturya hariç, tüm sanatlarda Fransa önplandadır.

Halkın anlayacağı ansiklopediler yazılır D’Alembert ve Diderot tarafından. J.J.Rousseau Doğa sevgisini işler. Newton, Lagrange, Laplace, Lavoisier, Locke, Condillac, Voltaire, Montesquieu bu dönemin filozof ve bilim adamlarıdır.

Burjuvazinin genel dünya görüşü aydınlanmadır, bütün insanlığı kapsayan, eski düzen taraftarı asil ve din adamlarına karşı bütün insanların mutluluğunu amaçlayan hürriyet, ilerleme, insan değeri gibi kavramları içeren dünya görüşüdür. Amaç, akla, doğaya ve insan mutluluğuna aykırı tüm peşin yargı ve boş inançları yıkmaktır.

IV.BATI UYGARLIĞINDA DEVRİMLER
19.yy, Batı uygarlığının ani ve keskin dönüşümlerin yüzyılıdır.

Fransız Devrimi
İhtilal, mevcut durumun ve toplum düzeninin zorla yıkılmasıdır. Bunun üzerine daha gelişmiş yeni bir düzen kurabiliyorsa bu devrim olur.

Fransız devriminin sebebi, ruhban ve aristokrasinin ayrıcalıklarına hiçbir sebebin kalmaması, monarşinin filozoflarca eleştirilmesi, toprağa dayalı sistemin yerine burjuvazinin egemen olması ve ayrıcalıkların kaldırılmasını istemesi, köylülerin sefalet içinde oluşu.

Bir mali bunalım sonrası, 1789’da burjuvazi ayrıcalıkları ortadan kaldırdı. 1789’da anayasayı hazırlayacak Kurucu Meclis kuruldu. Aynı yıl İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi kabul edildi. 1791’de anayasa ile sınırlı bir monarşi kuruldu. 16.Louis’in karşı gelmesi üzerine, 1792’de krallık tamamen tesfiye edildi ve cumhuriyet kuruldu.

Avrupa monarşilerinin Fransa’ya karşı birleşmesi sonucu içerde burjuvazi halkın da desteğini alır ve genel oy, mülkiyetin genişletilmesi, sosyal yardım, herkese eğitim gibi önlemler alır. Ancak Robespierre’in 1794’de düşüşü ile demokratik ve sosyal yön kaybolur, halkın gözünde de değerini yitiren ve mali sıkıntıların başgçsterdiği yeni dönem (Direktuvar) 1799’da Napolyon’un darbesiyle son bulur.

Bildiride ki iki temel hak, özgürlük ve eşitliktir.

İngiliz burjva rejimi dar anlamda burjuva ve muhafazakarken, Fransız devrimi küçük burjuvazi ve halkı da içerdiği için geniş anlamdadır ve demokratiktir.

Milliyetler İlkesinin Doğuşu ve Gelişmesi
Her halkın ırkı, dili, gelenekleri vardır ve her halk bağımsız bir devlet olarak örgütlenmelidir. Fransız Devriminde boşalan krallık, ulusal egemenlik kavramıyla doldurulmuştur. Avrupa’da güçlenen bu düşünceye göre ulusla devlet bütünleşmelidir. Daha sonra Osmanlıdan ve Avusturya-Macaristandan ayrılmalar başlar.

Sanayi Devrimi ve Sonuçları
19.yy öncesi insanlık aslına Neolitik tarımsal yaşama bizden daha yakındı. 18.yy insanlarının çoğu köylüydü. Çoğu okuma-yama bilmiyordu, sanat ve kitaplar sadece bir grup azınlık içindi.

Sanayi devrimi, tarımsal üretimde, ulaştırma araçlarında büyük değişmeler, makineleşme ve bunu izleyen nüfus artışı şeklinde özetlenebilir. Buluşlar yeni buluşlara sebep oluyordu. Fabrikalar ortaya çıktı, işçi-kapitalist sahipler arasında yeni sosyal ilişkiler ortaya çıktı. Kentler ve köy arasında farklılıklar daha da derinleşti.

Sanayi devrimi dönemleri:
a.1750-1890 dönemi (Buhar çağı) : Batı Avrupa merkezdedir, maden kömürü zengini İngiltere ve Almanya başı çekmiştir.,
b.1890- dönemi : 1928’e kadar fiyatlarda yükseliş, elektrik ve petrol gibi yeni enerji kaynakları, kimya sanayi, mekanik sanayi gibi sanayiler, işbölümü, zaman yönetimi gibi yönetim anlayışları, tarımın sanayileşmesi ve emeğin şehre kayması. Bu dönemde Japonya, Rusya, ABD gibi ülkeler de Batı Avrupa’nın egemenliğine ortaktır.

Sonuçlarından en önemlisi burjuvazi-proletarya çatışmasıdır. Burjuvazi liberalizmi ve bireyciliği savunur. Proletarya ise tarım ve işçi kökenlidir, burjuvaziyle arasında yaşama düzeyi açılmıştır. Sosyalist akım bu şekilde doğar. Ütopyacı sosyalistlerden sonra Marx, Engels ile bilimsel sosyalizmi kurar. Amaç üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti kaldırmak, bunları topluma maletmek, böylece sömürünün kaynağını da kurutmaktır. Bunu da proletarya, ihtilal yoluyla yapacaktır.

19.yy sonlarında Revizyonistler, marksizmden çıkar ama sınıf mücadelesine karşı çıkar. İhtilal yolunu değil, reformlar ve sosyal önlemlerle burjuva ile işbirliğini savunur. Bu hareket sosyal demokrasi olarak günümüzde ortaya çıkar. 1919’da Lenin 3.Enternasyonel’i kurunca, sosyalist partilerle komünist partiler arasında partiler ayrılığı çıkar. Sosyalistler reformcu çizgiyi temsil ederler.

Emperyalizm
Emperyalizm, etnik ve kültürel bakımdan farklı halklar, bir başka otoriter halkın yönetiminde olacaktır. Emperyalist öğretiler, kuvvete dayanarak imparatorluk kurma hakkını, ırk, kültür, ekonomi, toplum nedenleriyle haklı çıkarmaya çalışır. Bu saldırganlığı da beraberinde getirir. Bununlar sömürgecilik arasında da derin bir bağ vardır. Tekelci kapitalizm, emperyalizmin ekonomik özüdür. 20.yy’ın başında dünyanın emperyalistlerce paylaşılması bitince, paylaşmada gecikmiş İtalya, Almanya gibi emparyalistler de dünya savaşlarına sebep olmuşlardır. I.Dünya savaşında yenilen İtalya ve Almanya’da sosyalist devrim tehlikesine karşı faşizm denen şoven ve kanlı diktatörlüklere başvurulur.

Günümüzde yeni sömürgecilik, bağımsız devletlerin gelişmelerini etkilemek, iktisadi bağımsızlıklarını önlemek ve kapitalist ülkelerin yörüngelerinde kalmalarını sağlamak şeklindedir.

19.yy’ın Kültürel Tablosu
Kültürel yaşamın sınırlarının genişlemesi, bilimde inanılmaz yükseliş, makineli üretim ve toplum yapısındaki derin değişim, felsefede romantik ve akılcı başkaldırı (Kant, Hegel, Marx, Comte, Spencer, Durkheim, Bergson), edebiyat ve sanatta romantizm, gerçekçilik, natüralizm, izlenimcilik gibi akımlar ortaya çıkar.

V.ÇAĞDAŞ BATI UYGARLIĞI : AVRUPA
Batı Avrupa, iktisat ve teknikte sürükleyici değil artık ama kültürde hala öncüdür.

Sosyal ve İktisadi Yaşam
Nüfus hızındaki yavaşlık, kentlerin nüfuslarının artması, kent yaşamının verdiği yalnızlık, yorgunluk ve insanların bireyselleşmesi gibi sorunlar ortaya çıkmıştır.

İktisadi yaşamda Avrupa Birliği bir güç haline gelmiştir.

Siyasal liberalizm, yani insanların haklar bakımından eşit ve özgür oluşu esastır. Özgürlükler de kişi ve kamusal özgürlükler olarak ikiye ayrılabilir. Siyasal liberalizmin Batı Avrupa’da iki örgütlenişi vardır, Avrupa Birliğinin siyasi organı Avrupa Parlementosu ve Merkezi Lüksemburg’daki Avrupa Konseyi. Avrupa Konseyinin parlementosu assamble olarak adlandırılır ve Türkiye’nin de dahil olduğu üye ülkelerin parlemento temsilcilerinden oluşur.

Batı demokrasisi klasik yapısından uzaklaşmış, sosyal demokrasi benliğine bürünmüştür. Refah artmış, yoksullar daha az yoksuldur ama eşitsizlik de alabildiğine açılmıştır. Seslerini yükseltebilmekte ama medyanın gücü kadar değildirler, hala temel silahları oy pusulası ve grav hakkından fazlası pek de değildir.

Felsefede fenomenoloji ve varoluşçuluk etkilidir. Deneysel bilimler ve özellikle insan bilimleri gelişmiştir. Tiyatroda Bertolt Brecht parlamıştır. Güzel sanatlarda gerçekçi ve soyut resim türüne ayrılmıştır. Resimdeki devrimin simgesi Picasso’dur. Güzel sanatlarda ağırlık mimariye kaymaktadır. Müzikte klasi akım karşısında Bartok, Stravinski, Webern gibi müzisyenlerin yeni müzik akımı vardır. Din önemini yitirmiştir.

VI.ÇAĞDAŞ BATI UYGARLIĞI : BİRLEŞİK AMERİKA
Birleşik Amerika’nın Doğuşu
ABD’yi kuranlar 16.yy’dan sonra Avrupa’dan göç edenler oldu. Avrupa’dan örf ve adetlerini getirirken, baskı ve iktisadi zorluklardan kaçarak Avrupa’ya tepkililerdi ve Amerika onlar için özgürlükler beldesiydi.

Amerika’ya tarla ve madenlerde çalıştırılmak üzere getirtilen zenciler de halen nüfusun %10’unu oluşturmaktadır ve hala bir eşitsizlik sorunu sürmektedir.

İktisadi ve Sosyal Yaşam
I.Dünya Savaşı sonrası 1 numaralı ekonomik güç olan Amerika kapitalisttir, bu tartışma ve muhalefi dahi olmayan bu sistem derinliğine yaşama kök salmıştır. Günümüzde bu tekelci kapitalizm halindedir. Tekeller sadece iktisadi ve sosyal yaşama değil siyasal yaşama da yöne verirler. Çok küçük bir azınlığın iktisadi iktidarda olduğu ve geniş bir orta ve büyük bir işçi sınıfının olduğu bir toplumdur. Klasik köylü sınıfı yoktur.

Hayat bir yarış alanı gibidir. Ailede çocuk serbest büyütülür ve okul programları az yüklüdür. Spor önemlidir. Futbol, Beyzbol ve golf önemlidir. Aile kurumu zayıftır. Aile çok çocukludur. Şiddet ve suç oranları çok yüksektir, silah sahipliği çok yaygındır.

Siyasal Sistem
1787 tarihli en eski anayasa ile yönetilmektedir. 50 devletten oluşan bir federasyondur. Yasama Kongre denilen iki meclisli parlementoya bırakılmıştır. Bu meclislerden biri federe devletlerin 2’şer senatörü olan Senato, diğeri nufüs oranında seçilen Temsilciler meclisidir. Yürütme yetkisi Başkanındır. Başkanın çok geniş hakları vardır, sekreterleriyle faaliyetleri yönetir ve parlementoya karşı sorumluluğu yoktur.

Amerika’da iki parti vardır, ideolojik olarak aralarında pek bir fark yoktur. Büyük iş çevreleri ve sermaye sahipleri siyasal alanda da çok etkilidir ve çıkarlarına uygun kararlar aldırır.

Düşünce ve Sanat Yaşamı
Az kültürlü ama canlı ve insanı bir edebiyat vardır, Twain, James, Hemingway, Faulkner, Steinbeck önemlidir. Şiirde Edgar Allen Poe ve Ezra Pound sayılabilir. Tiyatro’da O’Neill ve Arthur Miller temsilcileridir. Müzik ve sinema çok popülerdir. Basın çok önemli rol oynar ve taraflıdır.

Dinsel Yaşam
%60 halk düzenli kiliseye gider, %98’i tanrıya inanır. Çoğunluk Protestan, ardından katoliklik ve yahudilik gelir.

II.SOSYALİST DÜNYA
Sosyalist Dünya da Batı Uygarlığı gibi bir ileri sanayi uygarlığıdır. İkinci Dünya Savaşı’na kadar sadece Sovyetler Birliği’nden ibaretti. Bundan sonra Avrupa’daki sosyalist rejimler Halk demokrasi adı altında Yugoslavya, Demokratik Almanya, Çekoslavakya, Polonya, Macaristan, Bulgaristan, Romanya ve Arnavutluk’ta, Asya’da Çin, K.Kore ve K.Vietnam’da ve L.Amerika’da Küba’dır.

I.SOSYALİST AVRUPA’NIN DOĞUŞU
Sosyalist Avrupa’nın ortak noktası Marksisizm’dir. Sanayi devrimi işçilerde çok büyük sefaleti de beraberinde getirmişti. Marx ve Engels'in koydukları yeni dünya görüşü diyalektik maddeciliktir. Maddecilik, düşüncemizin dışında varolandır, maddenin hareketi ve çarpışmasına da diyalektik adı verilir, bu karşı tezlerin tartışmasıdır. Tez, antitezi üretir ve bunların çeşitlemesinden sentez ortaya çıkar. Maddeci diyalektiğin tarihe ve toplumun çözümlenmesine uygulanması sonucu da tarihsel maddecilik ortaya çıkmıştır.Bunun sonucunda buldukları toplumun altyapısının üretim ilişkileri olduğu ve diğer ilişkilerin bunun üzerine kurulduğudur. Kapitalist düzende çelişme burjuvazi ve proletarya arasındadır. Artıdeğer sürekli sermayeye eklenmektedir. Proletarya devrimi tarihin tüm sınıf çatışmalarını sona erdirecektir. Sermaye ayrıcalıklarını devretmeyeceğine göre, bu ancak ihtilalle olabilir. Bu yolda ilk aşama proletarya diktatörlüğü, sonra sosyalizm (eşitlik ancak bolluk yok), en son da komünizm (herkes gereksinimine göre, tam bolluk, devletin sadece üretimi yönettiği)

II.SOVYETLER BİRLİĞİ
III.HALK DEMOKRASİLERİ
IV.ÇİN HALK CUMHURİYETİ
V.VİETNAM VE KÜBA

III.ÜÇÜNCÜ DÜNYA
Azgelişmiş de denen, ileri sanayi aşamasına varmış toplumların niteliklerine rastlanmayan, 2.Dünya Savaşı'ndan sonra tanıştığımız bir kavramdır.

I.AZGELİŞMİŞLİK NEDİR
Bazı belirtileri şunlardır : Okur-yazarlık düşüktür. Ulusal gelir düşüktür, dağılımda adaletsizlik vardır. Tarımla uğraşanlar fazladır ve sınırlı sanayileşme vardır. Ekonomileri kapitalist ülkelere bağımlıdır.

Azgelişmişliğin ortak nedeni, Batı sömürgeciliğidir. Hammadde ve pazar deposu olarak kullanır gelişmiş ülkeler, bu ülkeleri. Paylaşım bile 1.ve2. Dünya Savaşlarına neden olacak kadar değerlidir bu paylaşım. Hatta az gelişmiş ülkelerin daha çok geri bırakılmışlıkları sözkonusudur. Yeni sömürgeciliğe göre, eski sömürgeci ülke bağımsızlığını kazanmış dahi olsa, iktisadi bağlantılar sürmektedir. Hatta insancıl görülen dış yardımlar, ticari ilişkileri geliştirmek ve denetim altında tutma yollarıdır.

II.KALKINMA VE BAĞIMSIZLIK
İleri toplum düzeyine ulaşmanın yolu sanayileşmektir. Montaj sanayi ve patent sömürüsü ile emperyalizm ülkeleri sömürmektedir.

III.BAŞLICA AZGELİŞMİŞ ÜLKE GRUPLARI
Latin Amerika, 1850'lerde bağımsızlıklarını almışlardır. Ancak burda da durum, anavatanlarından gelen İspanyol ve Portekizliler, anavatanlarına karşı savaşmış, içerde egemen sınıfların sömürüleri yine devam etmiştir. Zamanla iç sömürü, dış sömürüyle birleşir ve ordu da bu işin parçası olur. Pekçoğunda başkanlık sistemi vardır.

Kara Afrika'da zamanında İngiliz ve Fransız sömürgesiydiler. 2.Dünya savaşı sonucu bağımsızlıklarını kazandılar, 3.dünyanın uyanışı karşısında İngiltere ve Fransa, bağımsızlıklarını bağışlamışlardır.

İslam Dünyası, islam sosyalizmi denilen kapitalist olmayan bir yoldadır daha çok. Genelde küçük burjuva ideolojisidir ve geniş kitlelerin bilinçlenmesini de engellerler.

IV.TÜRKİYE
Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş aşamasını yaşayan, ve kapitalistleşme süreci içinde bulunan bir üçüncü dünya ülkesidir. Ancak yine de köklü kültürü, tarihi, stratejik önemi, folklor çeşitliliği, bölgesel bir liderliğin potansiyel gücü, insan ve hammadde konusunda zengin kaynaklarıyla ayrıcaklıdır.

I.TÜRKİYE'DE KAPİTALİZM VE SORUNLARI
Türkiye'de kapitalizm Batı'dan farklı gelişmiştir. Osmanlı'da artık-ürün toprak sahibi olan ve onu istediği gibi kullanan senyör gibi bir sisteme dayanmıyordu. Toprağın mülkiyeti devletindi. Tımar sistemiyle, toprak işletmesi için özellikle savaşta başarılı bir sipahiye verilirdi. O da hem vergi verir hem de orduya asker sağlardı. Burada senyörün sömürüsü görülmez. Özel mülkiyet yoktur.

Öte yandan dış dinamikler de kapitalizmin evrilmesine izin vermedi. Doğu ticaret yolları el değiştirdi. Amerikadan gelen altın ve gümüşle, Avrupa'da iyatlar yükseldi, akçe değersiz hale geldi. Bu koşullarda, toprakta iltizam uygulamasına başlandı. İhale veya bedel karşılığı toprak geliri mültezime (ayan, eşraf vs.) devrediliyordu. Bu köylüye de devlete de zararı olacak bir uygulamaydı.

Tarım vergilerinin alınmaz oluşu ve üretimin düşüşü ortaya çıktı. 1808'de Anadolu ve Rumeli ayanı ile padişah arasında bazılarının İngiltere'deki örneğe benzeterek ileri bir hamle olarak gösterdikleri oysa merkezi otoriteyi zayıflatarak feodal bir çözülmeye sebep olan Senedi İttifak imzalandı. Bunun ardından ordu çöktü. Çeşitli halklar milliyetçi bilince vararak ayrıldı.

19.yy başlarında bu sorunları aşmak için iki yol önerildi. 1.Şeriata geri dönmek 2.Batı'yı taklit etmek ve reformlar. Bu ikinci hareketin arkasında sivil-asker bürokrasi, servet ve güvenlikleri için, ayan ve derebeyler toprağın hukuksal mülkiyetleri için, ticaret yapan azınlıklar ekonominin gereklerinin yerine gelmesi için, ve batının kendisi.

1838'de İngiltere'yle yapılan ticaret anlaşmasıyla Batı'nın açık pazarı oluyorduk. Yerli sanayi de iflas etmiş oluyordu. İşbirlikçi burjuvazi ve Batı'nın istekleri ile 1839 Gülhane Hattı Hümayunu, 1856'da Islahat Fermanı, 1859'da Arazi kanunnamesi çıkarıldı. Maliye sömürgeleşme sonucu batmış, ve Düyunu Umumiye kurulmuştu. Böylece yarı feodal, yarı kapitalist bir ekonomimiz oldu. Orda iki yöntem ortaya çıktı. Yukarıdan aşağıya iyileşmeyi ve devleti savunan Ziya Gökalp'in desteklediği ve İttihat ve Terakkinin uyguladığı ve CHP'nin 1950'lere kadar uyguladığı anlayış. İkincisi Bireysel girişimciliğin gelişebilmesi için merkezin zayıflatılması, bu da Demokrat Parti, Adalet Partisi çizgisidir.

İstanbul'da burjuvazi, imparatorluk tekelci sömürü sistemiydi. Bundan yararlanmayan ticaret burjuvazisi ise Selanik'teydi ve Jön Türkler İstanbul'a karşı 1908'de 2.Meşrutiyet için ortaya çıkarlar.

İttihat ve Terakki İngiliz ve Fransız emperyalizmine karşı milli iktisat denemeleri yapar. Amaç devlet eliyle milli tüccar yaratmaktır. Bu olmaz ve İngiliz ve Fransızlara karşı çıkan İttihat ve Terakki, Almanların kucağına düşerler. Milli Kuruluş Hareketi, asker-sivil aydın kadroların, Anadolu eşrafıyla birlikte yürüttükleri bir orta snıf hareketidir. Padişah saltanat gibi emperyalizmin uyuştuğu kurumları kaldırıp yerine Cumhuriyeti koyarlar ve asıl savaşın iktisadi olacağını bilirler. 1923'de İzmir Kongresi'nde ne yazıkki İstanbul'un etkisi yüzünden özel girişim öncülüğünde liberalizm kararı çıkar. 1923-1931'deki bu çaba sonuç vermeyince, 1950'ye kadar devletçi bir politika izlenir. Burdaki devletçilik de aslında özel girişimin yapabileceğini ona bırakmak, yapamadıklarını yapmak şeklindedir. Bu süre, 150 yıllık yarı sömürge tarihimizin emperyalizme en ciddi başkaldırışıdır.

İkinci dünya savaşı sonrası ticaret burjuvazisi, esnaf ve toprak ağaları, 2.dünya savaşının sıkıntılarını çeken halk yığınları ve savaş sonrası demokrasinin üstünlüğü ile tek partili dönemden çok partili döneme geçilir. Özünde halka karşı olan Demokrat Parti iktidarı da 1950'de iktidara gelir. Toprakların büyük çiftçilere peşkeş çekilmesi, ağalığın korunması, yabancı sermayeyi teşvik kanunu, petrol kanunu gibi çabalarla, tekrar emperyalizme bağımlı hale getirilir ülke.

II.TÜRKİYE'DE SINIFLAR

III.TÜRKİYE'DE DEMOKRASİ VE SORUNLARI
Anayasacılık hareketi bizde, 19.yy'ın sonlarına doğru doğar. Batı'dakilerin serpintisidir ve sınıfsal temeli yoktur. Bir avuç bürokratın çökmekte olan devleti kurtarmak için buldukları ve Batı'dan aktardıkları derin olmayan bir çabadır aslında. Modern anlamda ilk anayasa 1876, Kanuni Esasi'dir. 1839'da Gülhane Hattı Hümayunu ile başlayan Tanzimat, iktidarı sınırlama niteliği olmayan çabalardır.

1876'da üyeleri padişahca seçilen Ayan meclisi ve halkça seçilen Mebusan Meclisi'nden oluşan bir parlemento vardı. Fiilen ve hukuksal olarak aslında halen padişahın yönettiği bir meşrutiyetti bu. Gerçek parlementer yapıya geçiş, 1908'deki II.Meşrutiyet'le oldu. Padişahın yetkileri kalkıyor, meclise karşı sorumlu bir hükümet getiriliyordu. I.Dünya Savaşı ile ara verilen parlementer sistem, 1920'de tamamen meclis üstünlüğüne dayanan ve tüm yetkilerin ondan toplandığı 1921 ile farklı bir yapı alır. Cumhuriyet'in ilanı ile, parlemento ve hükümeti biraraya getiren 1924 anayasası gelir arkadan.

II.Dünya Savaşı sonrası, halen asker-sivil bürokratların elindeki iktidar, ticaret ve maliye burjuvasine, halk yığınlarına cevap veremez, savaş sonrası totaliter sistemlerin yıkılışı da birleşince tek partili dönem son bulur. Demokrat Parti, dışa bağımlı sermayenin sözcüsü olarak çıkar, halk yığınlarının desteğiyle 1950'de iktidar olur. Tek partili döneme uygun anayasanın verdiği hakları da kullanarak, kendisini ulusal irade saymıştır.

Küçük burjuvazinin bürokrat kesimleri, köylü ve kent orta sınıf, DP'ye cephe alır. 27 Mayıs 1960 darbesi ile 1961 anayasası devreye girer. Kurucu Meclis toplanır. İlerici bir anayasa olmuştur. Aydınların ve sol güçlerin önem kazanması gerçekleşmiştir.

12 Mart 1971'de demokrat yapı mahvedilmiştir. Karşı devrimci güçler, fırsatlar kazanmıştır. Bu arada CHP'de işçi, köylü, küçük esnaf ve memurun desteğini almıştır. CHP-MSP ortak hükümet kurup, özellikle dış politikada başarılı olmuştur. Ancak küçük hesaplarla ortaklıklarını kendileri bozmuşlardır.

Yerine Milliyetçi cephe hükümetleri gelmiş, ilerici demokrat güçlere karşı gerici bir milliyetçiliktir bu. Devlet kadroları faşistleşmiştir.

Tekrar CHP iktidar olduğunda iktisadi olarak bunalım ve terör sorunu çok ivedidir. Bu sorunlarla başa çıkamamıştır.

IV.TÜRKİYE'DE SİYASAL PARTİLER

V.KÜLTÜRÜMÜZÜN KAYNAKLARI VE SORUNLARI

VI.TÜRKİYE'DE EĞİTİM VE ÖĞRETİM

VII.ŞİİR, ROMAN VE HİKAYE

Şiir
Edebiyatımız 19.yy'a kadar halk edebiyatı-divan edebiyatı ikiliğine dayanır. Divan edebiyatının en güçlü yanı nazım yani şiirdir. Tanzimat'a kadar beş yüzyıl içinde pekçok şaire karşın neredeyse hiç yazar yetişmedi.

Tanzimat'la, Ziya Paşa, Şinasi ve Namık Kemal, düşünce şiiri, Abdülhak Hamit ve Recaizade Ekrem de insanın duygularına yönelen şiirlerle yenileştirmeye başladılar ancak özgün bir Tanzimat edebiyatı olamadı.

Serveti Fünun da Cenap Şehabettin ve Tevfik Fikret öne çıkar. Tevfik Fikret, yurt ve özgürlük sorunlarıyla ilgilenir.

Cumhuriyetin ilk yılları Milli Edebiyat akımının etkisindedir. Yurt gerçekleri, yalın bir Türkçe ile Hececiler önem kazanır. Bunlar, F.N.Çamlıbel, E.B.Koryürek, O.S.Orhon, Y.Z.Ortaç ve H.F.Ozansoy'dur. Cumhuriyet öncesi sanatlarını geliştiren iki şair de egemendir, Ahmet Haşim ve Yahya Kemal.

Daha sonra, K.Kamu, Ö.B.Uşaklı, A.K.Tecer ve B.K.Çağlar ortaya çıkarlar ve toplumcu şiirin babası Nazım Hizmet biçim özgürlüğünü de getirir şiire.

Yedi Meşaleciler'in en önemlisi Z.O.Saba'dır ve 1940'lara bağlayan A.M.Dranas, A.H.Tanpınar, C.S.Tarancı önemli isimlerdir.

1940'larda iki önemli etki F.H.Dağlarca ve Garip'den gelir.

Aynı yıllarda B.R.Eyüboğlu, C.Külebi, C.A.Kansu, B.Necatigil, S.K.Aksal, N.Cumalı, İ.Berk yeni değişlerle ortaya çıkarlar. Bir taraftan da toplumcu şairler uyanmaya başlar.

İkinci Dünya Savaşı sonrası, A.İlhan, S.Birsel, M.Eloğlu, Ö.Asaf ve sonrasında da İkinci Yeni (T.Uyar, E.Cansever, C.Süreyya, E.Ayhan) imgeyi öne çıkarır.

Roman ve Hikaye
19.yy'da Batıdan gelen formlardır bunlar.

Cumhuriyete kadar en önemli isimler, H.Z.Uşaklıgil ve H.R.Gürpınar'dır.

Hikaye'nin ise babası Ö.Seyfettin'dir. Daha sonra R.H.Karay, H.E.Adıvar, Y.K.Karaosmanoğlu, R.N.Gültekin başarılı eserler vermiştir.

Hikaye'de sıçrama, S.Ali ve S.F.Abasıyanık'la gelir.

Toplumcu dönemin önemli kısmını köy romanı kapsar, Y.Kemal, O.Kemal, K.Tahir, N.Cumalı, F.Baykurt, T.Apaydın eserler vermiştir.

VIII.TİYATRO, SİNEMA VE MÜZİK
Geleneksel tiyatro türlerimiz, meddah, kukla, gölge oyunu, hokkabaz, dramatik danslar ve ortaoyunudur. İslam ülkelerinde meddah genellikle bilinir. Gölge oyununun ise tekniğini Mısır'dan almakla beraber en yetkin örneklerini Türkler vermişlerdir. Ortaoyunu, kesin biçimi ve adını 19.yy'da almıştır. Başkarakterler, Karagözdekinin karşılığıdır, Kavuklu Karagöz, Pişekar Hacivat'tır, diğer kişiler de benzerlik gösterir, dekor yoktur, etraf tamamen seyircidir. Gelenekle Batı tarzının birleşmesinden Tuluat doğmuştur.

Türkler, müziğe büyük önem vermişlerdir. Günümüzde halk, alaturka kent ve çok sesli olmak üzere üçe ayırmak mümkündür.

IX.MİZAH VE KARİKATÜR
Eski Yunan'da Aristofanes, Selçuklularda Nasrettin Hoca, Fransa'da Moliere, bizde Markopaşa hep mizahın doruğa ulaştığı dönemlerdir. Bu dönemler incelendiğinde, geride kalan bir altın çağ vardır ve halk yöneticiler tarafından ezilmektedir. İki yönetm vardır, başkaldırmak bu olmuyorsa alay etmek.

No comments:

Post a Comment