Monday, May 25, 2015

TARİHİMİZLE YÜZLEŞMEK_E.KONGAR

"751 yılında Talas Savaşı'nda Türkler, Çinlilere karşı Arağlara yardım etmiş, bunsayede savaş kazanılmı, sonra da eski inançları Şamanizm'e çok yakın İslamiyet gönüllü kabul edilmiştir." doğru değildir. Savaşta çeşitli Türk Boyları her iki tarafta da yer almışlardır. 600'lü yılların sonunda Maveraünnehir'de Araplarla Türkler karşılaşmış ve kanlı savaşlar olmuştur. İslamiyete geçiş de büyük ölçüde yenilgilerle olmuştur.

Dört halifeden üç kanlı bir şekilde öldürülmüştür. Hz.Ali işe Muaviye'nin savaşı din değil iktidar kavgasıdır. Hz.Muhammed'in torunu Hüseyin ve arkadaşları Kerbela'da Emevi ailesi Yezid'in adamlarından katledilmesi.

1055'de Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, Bağdat'a girer, Büyehoğullarından bıkmış halife Abbasi hükümdarı Tuğrul Bey adına hutbe okutulup, sikke bastırılır. islam geleneğinde bu hükümdarlık egemenlik simgeleridir. O günden sonra Uhrevi lider ile dünyevi lider ayrılmış oluyordu. Ancak 1058'de Şii Fatimiler, Bağdat'ı yeniden ele geçirirler.

Laiklik hiçbir dinde yoktur, tüm semavi dinler dünyayı düzenleyici kuralları da içerir.

Türklerin müslümanlığı, araplarınkinden farklıdır, hoşgörülüdür. Horasan'dan, Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli, Mevlana, Yunus'un hümanist yaklaşımları etkili olmuştur.

Bektaşilik, İslam tarikatları arasında en hoşgörülü olandır, Ortodoks tebadan devşirilmiş çocuklardan oluşan yeniçeriler de Bektaşidir.

19.yy'da Vehhabiler, Mekke ve Medine'yi ele geçirmiş ve Osmanlılara hac yolunu kapatmışlardı.  Yardım istedikleri Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa, 1818'de liderleri Abdullah Bin Suud'u İstanbul'a yollar ve orda öldürülür. Ancak Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlılar, Hicaz'dan çekilince, İngiliz desteğiyle Suud ailesi bölgeye egemen oldu ve Suudi Arabistan'ı kurdu.

1189'da Kudüs, Selahaddin Eyyübi tarafından alınır. Haçlı seferlerinde amaç, 1.Kudüs'ü geri almak, 2.Ticaret yollarını geri almak, 3.Bizans'a yardım etmek. İlginç olan durum 4.Haçlı Seferinde (1204)Kudüs yerine Ortodoks İstanbul'a saldırırlar. 57 yıl boyunca Katoliklerin elşnde kalır İstanbul, sonra geri geçer.

Osmanlıların başarısında, Bizans'la olan iyi ilişkiler ve kız almalar önemlidir.

Resmi tarihin üzerinde durmadığı bir konu da, Ankara Savaşıdır. Yıldırım Beyazıd'ın kaybetmesine sebep olan, Timur'un filleri değil, Türk beylerinin ihanetidir. Ordunun sol kanadındaki Kara Tatarlar ile sağ kanadındaki Aydın, Germiyan, Saruhan ve Menteşe kuvvetleri Timur tarafına geçmişlerdir.

Osmanlı Devleti'ni imparatorluk yapan ve batılılaşmayı başlatan Fatih Sultan Mehmet'tir. Kendisine Roma imparatoru diyordu. Önemli ve rakip olabilecek Türk ailelerinin gücünü sınırladı. Devşirmeleri ön plana çıkarıp sadrazam yaptı. Yeniçerileri güçlendirdi. Divanı Sadrazam'a bıraktı. Ortodoks Hristiyanları ve sürgün gönderilen Patriği getirtip, koruması altına aldı. Ticareti elinde bulunduran Venedik ve Cenevizlilere ticari imtiyazlar getirdi. Taht kavgalarını önlemek şçin, akrabaları öldürttü. Merkez bürokrasiyi kurdu, defterdar, kazasker gibi. İlk devalüasyonu yaptırdı. Batılı ressamlara portresini yaptırdı.

1853-1856 Kırım Savaşı resmi tarih tarafından bir zafer olarak gösterilse de gerilemenin başlangıcıdır. 1774'de Küçük Kaynarca ile Ruslara Osmanlı'nın Ortodokslarının koruyuculuğunun verilmesi, 1838'de İngilizlerle ticaret anlaşması ve İngiliz nufüsunu öne çıkaran 1839 Tanzimat fermanı ile Rus-İngiliz rekabeti doruk noktasındadır ve sorun Osmanlının paylaşılmasıdır. Rusya, Kudüs'te ortodokslara iltimas geçilmesini isterken, Osmanlı bunu kabul etmez. Rusya, Eflak-Boğdan'a savaş açar. Kendi başına yetemeyen Osmanlı, İngiltere'den yardım ister ve tarihinin ilk dış borcunu alır. Bu borçlar 1954 yılına kadar ödenmeye devam edilir. 

İmparatorluğun yıkılışı 1881, Düyun-u Umumiye İdaresi, yani Borçlar Yönetimi Kararnamesinin ilan edildiği gündür. 1865'de aldığı borçları ödeyemeyen Osmanlı iflas eder, alacaklıları oluşturan bu kurul, devletin vergilerine el koyar ve gerekli tahsilatları yapmaya başlar. 1881'den 1918'e kadar Osmanlı'nın yaşamasının nedeni, İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya'nın anlaşamamalarıdır.

Soykırım, Almanya'nın Yahudilere yaptığı katliamın özel adıdır, 1948'de BM'in kararına imza atmıştır. Bu suçun işlenmesi için, 1.bir insan grubunu imha niyetiyle resmi devlet politikası olarak yapılması 2.tüm ülkede uygulanması 3.bir defada değil, sürekli yapılması gerekmektedir. Soykırım, insanlığa karşı işlenmiş bir suç kabul edilir.

Ermeni Techiri, 1.Dünya Savaşı'nda Osmanlı sınırları içerisinde Taşnak liderliği altında Rusya'nın yanında isyana ve savaşa başlayan Ermenilerin, Doğu Cephesi ordularına arkadan saldırmalarını önlemek için, Suriye'ye sürülmeleridir. Ermeniler, 1915'de Van'ı ele geçirdiler, aynı zamanda Bayburt, Erzurum ve Diyarbakır da isyanlar devam eder ve 24 Nisan 1915'de Van isyanının İstanbul'daki sorumluları tutuklandı ve 27 Mayıs'da techir kararı alınır. Sürgün edilen 1milyon Ermeninin yarısı ölür. Osmanlılar, savaştan hemen sonra İngiliz ve Fransızların baskısıyla savaş mahkemelerinde 1400'e yakın memur cezalandırılır ve kırk kişi de asılır. 1920 Sevr anlaşması ile Ermeni Devleti kuruluyordu. 1920'de Sovyet hükümeti ile görüşen Atatürk, Ermenilere karşı harekata izin verir ve Kazım Karabekir, Sarıkamış'ı, Kars'ı geri alır. Gümrü anlaşması imzalanır, bir gün sonra Ermenistan Sovyetlere katılır ve 1921'de Moskova ve Kars anlaşmalarıyla Türkiye, Ermenistan sınırları belirlenir. Soykırım iddialarında önce tanı, sonra tazminat öde, sonra toprak ver modeli görülmektedir.

Kurtuluş Savaşından sonra halkın cumhuriyet gibş bir tercihi yoktur. Hatta başlarda halifeyi de kurtarma amacına yöneliktir. Mustafa Kemal'in dehası, Kurtuluş Savaşı'nı baştan itibaren meclisle beraber götürmüş olmasıdır. Bu isyan değil, milli iradeye dayalı hareket olduğunu göstermiştir. Atatürk'e kayıtsız şartsız tek inanan İsmet İnönü'dür, diğerleri arasında Cumhuriyetçilik açısında yalnızdır. 600 yıldır kul olarak yaşamış, vatandaş bilinci olmayan, endüstrilileime ve aydınlanmayı da geçirmemiş bir milletin Cumhuriyet'i benimsemesi eşi olmayan bir mucizedir. Atatürk'ün aydınlanma devrimleri olan, saltanatın kaldırılması, eğitim birliği sağlanması, yazı, dil, tarih kıyafet devrimleri, yeni medeni kanun, Avrupada yüzyıllarca olgunlaşmışken bizde onyıllarda gerçekleştirilmiştir.

YAŞASIN HAYAT_O.MÜFTÜOĞLU

Sağlıklı Yaşamın Dayanakları

1.Doğru beslenme
2.Düzenli egzersiz
3.Düzenli, yeterli, kaliteli uyku
4.Dengeli, stressiz bir ruhsal yaşam

En yaygın hastalıklar
1.Kalp
2.Kanser
3.Felç
4.Diyabet
5.Karaciğer
6.Ateroskleroz

Ne kadar çok kalori tüketirseniz, ömrünüz o kadar kısalır.

Beslenme Piramidi
Yağ, şeker (0) -
Süt, et (2), Yağ, yemiş, yumurta (2) %20
Sebze (4), Meyve (3) %35
Ekmek, tahıl, pirinç (9) %45

Protein
Büyüme, gelişme için gereklidir.

Günlük ihtiyaç 50gr'dır. (250gr et, 1100gr süt, 850gr yoğurt)

Fazlası : hipertansiyon, asteoporoz, kolestrol, erken yaşlanma

Daha az hayvansal (süt dahil), daha fazla bitkisel (kuruyemiş, fasulye, mercimek ve diğer baklagiller ile sebzeler) protein tüketilmelidir.

Karbonhidrat
Meyve, sebze, tahıllardaki şeker ve nişasta, vücudun en iyi enerji kaynağıdır. Günlük kalorinin %55'i karbonhidrat olmalıdır.

Kompleks karbonhidratlar (makarna, meyve, sebze, kurufasulye, baklagiller, pirinç, patates), basit karbonhidratlardan (şeker, un, reçel, cips, bal) daha faydalıdır. Aradaki fark liflerdir, bunlar pekçok vitamin, mineralin taşıyıcısıdırlar.

Glisemik değeri yüksek olanlar ani insülin değişimlerine yolaçarlar ve pek tercih edilmezler (şeker, ekmek, bal, gofret). Değeri düşük lifli besinler kan şekerini ani değiştirilmez ve pankreası yormaz (baklagiller, meyve, süt, yemiş)

Yağ
Doymuş yağlar, LDL-kolestrolü taşırlar, bu da damar sertliğine neden olur. (kırmızı et, tereyağı, sütteki yağ) Doymamış yağlar ise bitkiseldir. Çoklu doymamış yağlar kolestrolü düşürür, hem HDL'yi hem LDL'yi. Oysa tekli doymamış yağlar sadece LDL'yi düşürür, dolaısıyla daha faydalıdırlar. (tekli doymamış yağlar : zeytinyağı, çoklu doymamış yağlar : ayçiçek yağı, mısır yağı, soya yağı)

Margarinler de son derece zararlıdır.

Yağ tüketimi %15 civarında olmalıdır.

Çoklu doymamış yağlar da omega3 ve omega6 olarak ikiye ayrılır.

Temel yağ eksikliği de pekçok hastalığa neden olur, özellikle beyin hücreleri açısından

Zeytinyağı güçlü bir damar koruyucusudur.

Tuz
Besinlerde yeterince olduğu için, fazlasına gerek yoktur. Tansiyon, kalp krizi ve felç, fazla sodyumun sonuçlarıdır.

Lif
Sindirim sistemine faydalıdır. Yüksek lifli beslenme kanser, diyabet, kalp hastalığı riskini azaltmaktadır.

Su
Günde 1.5-2lt suya ihtiyaç vardır. Ancak alkol ve kafeinli içecekler idrar söktürücüdürler ve vücuda su kaybettirirler.

Besin Grupları
1.Et, yumurta, kuru baklagiller : protein ve yağ açısından zengin. Demir, B6, B12 kaynağı (%10)
2.Süt ve süt ürünleri : kalsiyum, A ve B kaynağı (%10)
3.Sebze ve meyveler : C, bazıları A, B, E, K kaynağı (%35)
4.Tahıllar : karbonhidrat açısından zengin. Enerji sağlayıcı (%45)
5.Yağlar ve tatlılar : enerji sağlayıcı

Egzersiz
1.LDL-kolestrolü azaltır, HDL'yi %5-15 artırır. Kolestrolü kontrol ederek kalp hastalığı riskini düşürür.
2.Kemikleri güçlendirir.
3.Egzersizin sağladığı yüksek besin ve oksijenle, beyin hücrelerinin ömrü uzar.
4.Egzersiz, vücudun insüline duyarlılığını artırır, ve kan şekeri düşer, insülin yapımı azalır. Diyabet olasılığını azaltır.
5.Kalınbağırsak kanseri riskini azaltır.
6.Meme ve prostat kanseri riskini azaltır.
7.Depresyon ve anksiyeteyi azaltır.
8.Endorfin düzeyinin yükselmesini sağlayarak yorgunluğu azaltır.

Sağlıklı Yaşamak için Destek Alın
Vitamin A
Göz, cilt, bağışıklık sağlar, ülsere karşı, kansere karşı, diş, kemik oluşumu, yaşlanmayı önleyici

Fazlası : karın ağrısı, karaciğer (dalakta büyüme, sindirim bozukluğu, saç dökülmesi, kaşıntı, eklem ağrıları, bulantı, beyin ödemi, dudaklarda çatmala)

Kaynağı : karaciğer, kayısı, brokoli, havuç, sarımsak, şeftali, lahana, kırmızı biber, ıspanak, patates, kabak

doz < 10000 İU

depolanabilir

Vitamin B
B vitaminleri daima beraber alınmalıdır.
B1 : kan oluşumu, beyin fonksiyonları, enerji, büyüme, iştah
kaynaklar : pirinç, yumurta sarısı, bakla, bezelye, yer fıstığı, balık, tavuk

B2 : antikor, beyin fonksiyonları, enerji, büyüme, iştah
kaynaklar : peynir, yumurta sarısı, balık, baklagiller, et, süt, tavuk, ıspanak, yoğurt vs.

B3 : dolaşım, cilt, sinir sistemi, zihin açıcı
kaynaklar : karaciğer, brokoli, havuç, peynir, hurma, yumurta, balık, süt
doz < 500mg

B5 : antistres, antikor, kuvvet artırıcı
kaynaklar : et, yumurta, sebzeler, baklagiller, ciğer, kuruyemiş

B6 : yağ-protein emilimi, sinir sistemi, RNA-DNA sentezi
kaynaklar : havuç, tavuk, yumurta, balık, et, bezelye, ıspanak

B12 : kansızlık, demir kullanımı, protein sentezi, sinir sistemi
kaynaklar : yumurta, karaciğer, böbrek, süt ve süt ürünleri, balık

Biyotin : cilt, saç, sinir sistemi
kaynaklar : yumurta sarısı, et, süt, balık, soya fasülyesi, hububat

Kolin : sinir sistemi, hormon, beyin
kaynaklar : yumurta sarısı, baklagiller, et, süt, soya fasülyesi, hububatlar

Folik asit : beyin, enerji, depresyon
kaynaklar : arpa, et, pirinç, peynir, tavuk, sebzeler, baklagiller, mercimek, süt

İnasitol : saç, kolestrol, damar sertliği
kaynaklar : meyveler, baklagiller, et, süt, kuru üzüm, sebze

PABA : cilt kanserine karşı
kaynaklar : böbrek, karaciğer, mantar, ıspanak

Vitamin C
doku gelişimi, adrenalin, dişeti, antistres, kanser-enfeksiyon koruyucusu, kolestrolü düşürür, damarları güçlendirir, yaşlanmayı geciktirir
kaynaklar : kiraz, çilek gibi yumuşak meyveler, turunçgiller, yeşil sebzeler, brokoli, kavun, greyfurt, lahana, lion, bezelye, biber, domates

Vitamin D
kalsiyum-fosfor, büyüme, diş-kemik sağlığı, bağışıklık sistemi
kaynaklar : balık, süt, yumurta, yulaf ezmesi
< 65000

Vitamin E
kanser, kalp damar, yaşlanma, cildi korur, bağışıklık, kolestrol, beyin, cilt, saç
kaynaklar : sebzeler, baklagiller, kabuklu yemişler, hububatlar

Vitamin K
kanın pıhtılaşması, kemik, bağırsak
kaynaklar : brokoli, lahana, sebze, yumurta, karaciğer, yulaf, buğday

20.YUZYILIN KISA TARIHI_G.BLAINEY

1.PARLAYAN GUNES

-yasam standartlari yukselmesi
-demokrasi yayginlasmasi
-dunyanin hakimi avrupa, ingiltere her kitada toprak sahibi
-rusya 2.genis devlet
-genc almanya
-fransa 300 yildir kolonilesiyor, agirlikli afrika
-osmanli gerileme
-zengin ve kalabalik cin
-amerika yenilikler, caz, gokdelenler, demiryollari, sanat avrupadan satin aliniyor, buyuk donanma
-ingiliz, alman, rus ve fransiz kraliyet aileleri evliliklerle birbirlerine bagliydi.
-monarsilerin baslica dusmani anarsistlerdi, grev ve suikast baslica yontemleriydi.
-hristiyanliklik ve budizm iki guclu dindi, islamin tek guclu savunucusu osmanli imparatorluguydu.
-uc buyuk guc abd, ingiltere ve almanya protestanlardan olusuyordu.

2.BIRA VE PARFUM
-Buyuk sehirler devri basliyordu. londra 6milyon, 2. buyuk sehir paris 3milyon, berlin 2 milyondu.
-su zor bulunuyordu
-kagit, eski camasirlardan uretilirken artik kagittan uretiliyordu.
-%90 tarim ve hayvancilik yapiyordu
-kolelik yavas yavas azaliyordu
-dunyanin %25'i avrupada yasiyordu

3.DEGISIM ZAMANI
-1.dunya savasina kadar pasaport kullanilmiyordu.
-iletisim telgraflaydi
-1815-1914 arasi buyuk bir savas yasanmamisti
-en onemli savas rusya ve japonya arasinda 1905 deniz savasiydi. bu sol devrimi baslatti.
-rusya edebiyat bale ve muzikte ilerlemisti ama insanlarin cogu medenilesme hakkina sahip degildi. Muhaliflere ciddi baski vardi.
-1.dunya savasinda uretken ekonomiler de etkili olmustu, gelir/urunlerin %50si savasa harcanabiliyordu, napolyon savaslarinda bu oran %12 idi

4.SAVASLARIN SAVASI
-1914'de Avusturya, Sirbistan arasindaki savas kisa surede yayildi.
-Savasin ilk haftalarinfaki Alman ilerleyisi zamanla azaldi.
-Gelibolu, Rusya'nin muttefikleriyle arasindaki kapi olacakti. Ingiliz ve Fransizlar yavas davranirken Turkler hazirlandi, ingiliz fransiz avustralya ve yeni zelanda askerleri Geliboluyu gecemedi. Rusya'nin bu sirada istanbula yapacagi saldiri da gerceklesmedi.
-Almanya, amerikadan gelen malzemeleri tasiyan gemileri durdurmak icin denizaltilar insa ediyordu. Sivilleri de hedef alan bu saldirilar ABD'nin taraf olmasina sebep verdi.

5.PETROGRAD'DA ISYAN
-1917'de pes eden ilk taraf rusya oldu.
-ordu giristigi 3.buyuk savasi kaybediyordu (1850 kirim, 1905 japonya)
-1916'da cara karsi isyanlar artti.
-1917'de vatandas koalisyonu yeni bir hukumet olusturdu.
-Bolsevikler, Lenin yurtdisindan dondugunde guclenmisti, Almanya'nin destegiyle Lenin devrimi baslatti ve vaad ettigi savastan cekilmeyi gerceklestirdi.
-Rus yahudileri ikna edebilmek icin Ingiltere disisleri bakani Balfour yeni Yahudi devleti vaadetti, bu sozu de sonra tuttu ama bu rusyayi savasta tutmaya yetmedi.
-1018'de ingiliz-fransiz ortak harekati almanlari geri puskurttu. Yeni olusturulan ve karsi tarafta yeralan Amerika'dan gelecegi dusunulen asker sayisi yenilginin baslica etkenidir.
-wilson barisi kalici saglayacak bir devletler birligi ve ondort sarti dile getirdi. Avrupa'da baris tanrisi gibi karsilandi. Devlet baskanlari ayni sekilde dusunmuyordu. Almanya'ya Versay ile cok agir fatura kesildi.
-Savas, tum Avrupa'yi zayiflatmisti, Ingiltere'nin finansal liderligi Abd'ye gecmisti.

6.UTOPYA VE KABUS
-Ic savas : beyaz ve kizil ruslar arasinda (1917-1920)
-Sehirden kirsala goc vardi, tifo ve yiyecek sikintisi kirsalda yoktu.
-Korku hukumetin silahiydi, supheliler goturuluyor ve haber alinamiyordu.
-Yenilikler : ordu revizyon, kadin haklari, din kisitlamasi.
-Ozgurluklerin tekrar gelmeyecegini dusunen sanatcilar ulkeyi terk etmislerdi.
-Lenin bazen tavizlerle komunizmi kurmis, Stalin ulkeyi dunya gucu haline getirmisti.
-Bagimsiz ciftciler cezalandirilmisti.
-Ordu'ya buyuk yatirim yapti. Sanayi icin 1928'de seferberlik baslatti. 1939'da ucuncu sanayi devi idi. Okuryazarlik Avrupa seviyesine ulasti. Saglik hizmetleri gelisti, sanat ve kultur seviyesi yukseldi.
-Kurulusunda demokrasi amaclayan bolsevik partisi diktatorluk yaratmisti. Devrimin ilk aktorleri ve onun dusman gordukleri derhal tutuklaniyor, halka ise yardimsever baba olarak sunuluyordi.
-Italya'da ve Almanya'da fasizm komunizmin yukselisine tepkiydi.

7.YASLI SULTAN VE GENC TURK

8.DAHA DA HIZLI
-Radyonun icadi. Bu zamana kadar kablolu telgraflarla iletisim saglaniyordu. 1930'larda evlerde genis kullanima basladi.

9.ITALYAN DAVULCU
-Italya, hem kulturun hem sefaletin beraber yasandigi bir ulkeydi. 1.dunya savasi sirasinda ortalama yasam duzeyi afrika seviyesindeydi. Okuma yazma dusuktu.
-Kazanan tarafta olmasina ragmen baris muzakerelerinde hayal kirikligi yasamislardi.
-Bu kosullarda Mussolini ortaya cikti. 1919'da fasist partisini kurdu. Devletci, silahli guce dayaliydi. 1922'de karagomlekliler(mussolini ordusu) karsisinda kral sikinti icindeki ulkeyi guclu bir liderle kurtaracagini dusunerek, onu ulke yonetimine secti.
-Ilk yilinda memnun edici duzen saglanmisti. Hemen ardindan demokratik secimleri kaldirdi.
-Antik romanin bir kisminda vatikan devleti kuruldu.

10.DUNYA EKONOMIK KRIZDE
-1.dunya savasi, Avrupayi nufus ve finans olarak cok zayiflatti. Enflasyon asiriydi.
-24 ekim 1929 persembe, durgun baslayan newyork borsasi nedensiz kotumser bir havaya burundu. Herkes elindeki hisseleri satmaya ve fiyatlar dusmeye, panik baslamisti.
-1930'larda gelecek kapitalizmde degil, komunizm'de gorunuyordu.

11.HITLERIN YUKSELISI
-1.dunya savasi, borclar, kolonilerin dagilmasi, topraklarinin parcalanmasi Almanyayi zor durumda birakmisti. Bazi yerlerde komunistler guclenmisti. Demokrasi cogu icin ise yaramaz bir yonetim sekliydi. Savastan 15 yil sonra kaostan cikamayan Almanya'ya guclu bir lider gerekiyordu.
-1932'de %18 olan oyu 1934'de, %88'e cikti, hem basbakan hem cumhurbaskani secildi.

12.IKINCI DUNYA SAVASI
-Iki dusman Almanya ve Rusya, haklari olan topraklardan mahrum olduklarini disunuyordu, gizlice Polonya'yi paylasmak uzere anlastilar,(1939)
-Danimarka, norvec, hollanda, belcika'yi ele gecirdikten sonra fransa iclerine girdi, muttefik ingiltere yardimda gec kalmisti. 1940'da Churchill basbakan oldu.
-Fransa teslime hazir ve cokus icersindeydi. 1.dunya savasi lideri yenilmisti.
-Yunanistan da 1041'de ele gecirildi.
-Rusya, baltik devletletini ele gecirmisti.
-Hitler ve Stalin oportunist bir sekilde anlasiyorlardi. Ancak 1942'de Hitler, Rusyaya saldirma karari aldi. 1939'da kucuk finlandiyayi bile yenemeyen rusyayi yeneceginden emindi. Stalin onlemlere baslamisti.
-1941'de Leningrad'a ilerledi Alman ordusu.
-

UYGARLIK TARİHİ_S.TANİLLİ

1.GİRİŞ : UYGARLIK NE DEMEKTİR
Uygarlık : 1.gelişmiş ideal topluluk, 2.halkların özgün örgütlenme biçimleri

Uygarlık kelimesi köken olarak 18.yy’da ortaya çıkar. Batı Avrupa’nın, kapitalist, laik, burjuvazinin örnek sunulduğu bir ütopyadır. Sonradan uygarlıkların sadece Batı’da olmadığı ve uygarlıkların çokluğu gerçeği anlaşılır.

Uygarlığın koşul ve nitelikleri : iktisadi yapı, siyasal ve hukuksal kurumlar, din, ahlak, felsefe, edebiyat, sanat vb.

Uygarlıklar arası etkiler, bir dünya uygarlığının oluşmasına sebep olmaktadır. Uygarlıkların biyolojik benzetmeyle doğumu ölümü olduğu öne sürülmektedir.

Türkiyeli olarak çağdaşlığın üç asgari ölçütü : milli bağımsızlığa inanmak, laiklik, demokratlık.

Bizim uygarlık ölçülerimiz, içinde bulunduğumuz toplumun ilişkilerinin ulaştığı düzeye bağlıdır.

I.BATI DÜNYASI
Batı uygarlığı, coğrafi bir ifadeden çok iktisadi ve sosyal sistemin ve bazı ortak kültürel değerlerin bir ifadesidir ki bu da kapitalizmdir. Ama her ileri sanayi kapitalizmi bu tanımın içinde değildir. Bu anlamda, ABD, Avustralya Batı uygarlığının içinde yeralırken, Japonya yeralmaz.

I.BATI UYGARLIĞININ KAYNAKLARI
Batı uygarlığının temelleri, Yunan, Roma ve Hıristiyanlıktır.

Eski Yunan’ın Mirası
Batı’yı iki yoldan etkiledi, 1.Roma’lılar yoluyla 2.Rönesansla. Eski Yunan’ın katkıları başlıca şunlar olmuştur :
1.Demokrasi İdeali : özgürlük ilkesi, çoğunluk oyları, kanunlara saygı
2.Bilim : Matematik, Deneysel bilimler, tıp, aklın anlayabileceği doğa yasalarının aranması
3.Edebiyat ve Sanat : tiyatro, tarih, destan, lirik şiir, masal, hitabet, mitoloji, mimarlık, heykel
4.Felsefe : dönemsel olarak a.doğanın özü, b.insan ve ahlak, c.erdem ve mutluluk soruları

Roma’nın Mirası
1.Siyasal yetenek ve geniş sınırlar içinde büyük bir imparatorluğun örnek olması
2.Hukuksal yeteneği : zamanla oluşmuş hukuk kuralları Justinianus tarafından birleştirildi ve 12.yy’da başlayarak Avrupa’da okutulmaya başlandı.

Roma’nın gerçek mirasçıları, İtalyanlardır, diğer mirasçıları ise Rumenler, İspanyollar, Portekizler, Belçikalılar, İsviçreliler ve Fransızlardır. Bunlar Avrupa’nın Latin halklarıdır.
3.Katolik inancı

Roma, dünyaya üç kez egemen oldu, 1.devlet birliği ile 2.kilise birliği ile 3.hukuksal bir birlik ile

Hıristiyanlık
Hıristiyanlık, Doğu mistisizmi, Yahudilik, Yunan düşüncesi ve Roma evrenselciliğinin kavşak noktasında ortaya çıktı. Bütün evreni kapsayan Baba Tanrı inancı, sevgi ilkesi ve zenginliğe ve ayrıcalıklara karşı çıkan tavrı ile bir yoksullar hareketi oldu. Bozulan Roma’nın ezilen halklarının sesi oldu. En sonunda 317’de Konstantinus Hıristiyanlığı kabul etti ve kendini dinin koruyucusu ilan etti.

II.BATI UYGARLIĞININ DOĞUŞU
Ortaçağ, feodalite iktisadi düzeni ve Hıristiyanlık değerler sisteminin egemen olduğu 476-1453 arasındaki tarihsel dönemdir.

Feodalite
Feodalitenin özelliği, iktidarın parçalanmış, toprak sahibi senyörlere ait olmasıdır. Senyörler, toprakları üzerinde adaleti dağıtma hakkına sahiptir, Vassal da kendisine hizmet etmekle yükümlüdür. Barbar istilaları ve İslam egemenliğinde Doğuya açılamayan Avrupa, bu sistemi desteklemiştir. Hiyerarşik bu yapıda pek çok kademeli senyör olabilir, senyörlerin senyörü kral vardır ama doğrudan yönetimi sadece kendi topraklarındadır.

Kilise ve Ortaçağdaki Rolü
İlk Hıristiyanların örgütlenmesiyle, ilk kiliseler oluştu. Her kilisede zamanla tek temsilci olmaya başladı. Bir süre sonra bu ilkel kiliseler, evrensel kilise olan Katolik kilisesinde birleştiler ve böylece manevi bir krallık kurulmuş oldu. Kilise iktidarının cismi iktidarlığın üzerinde olduğunu ilan etti.

2.yy’da Doğu’da (Yunan, Sırp, Rumen, Rus kiliseleri) daha milli ve nispeten daha mantıklı ortodoks kiliseleri kuruldu.

Büyük zenginlik sahibi olan, krallara hükmeden ve köklerinden uzaklaşan Katolik kilisesi 16.yy’da Reform sonucu Protestan kiliselerine de ayrıldı.

Kilise, barbar ırkları din yoluyla Yunan ve Roma kültürüyle eğitti. Burdaki kültür tabi dinin işine geldiği kadardı. Ayrıca Roma’nın yıkılışından sonr ilk okullar da piskopos ve manastır okullarıydı. Paris’te psikopos yönetimindeki birliğe universitas denildi. Güzel sanatlarda kilise için yapılıyordu ve çok sesli müzik başladı.

Bu olumlu etklerinin yanısıra sapıklığı cezalandırmak üzere engizisyonlar kuruldu. Bu bir zulüm makinesiydi, her ruhbani bölgede keşişler seçildi ve bunlar sapkınlığı ortaya çıkarıyordu. Mahkemeye düşen suçluydu, iftira da olsa. Kendi suçsuzluğunu ispatlamak zorundaydı. İlke, tek suçlunun cezasız kalması yerine yüz suçsuzun cezalandırılmasıydı.

Kentlerin Uyanışı : Burjuvazinin Doğuşu
Alışveriş olmayan, tarıma dayalı üretim 11.yy’dan sonra kentlerin uyanışı ve haçlı seferleriyle değişmeye başladı. Ticarete dayalı sınıf olan Burjuvazi bu şekilde ortaya çıktı. Kentlerle köyler arasında alışveriş başladı, el sanatları ve meslekler çeşitlendi.

13. ve 14.yy’da bankalar kurulmaya başlandı, büyük sermayederler ortaya çıktı, borsalar kuruldu. Bu süreçte feodal mülkiyet yerini Roma mülkiyet hukukuna bırakmaya başladı.

III.BATI UYGARLIĞININ YÜKSELİŞİ
15.yy’ın ortalarından, 16.yy’ın sonlarına kadar Ortaçağın izleri silinir. Askeri, coğrafi, iktisadi, düşünsel, dinsel ve siyasal alanlarda büyük değişiklikler olur.

Teknik Dönüşümler, Keşif Yılları
Barut ve topun keşfi 14.yy’da hızla yaygınlaşır, bu da mutlak hükümdarların, feodal rejimlerin yerine geçmesi için en önemli araçlardan biri olur. Çin’in keşfettiği ve Müslümanlardan öğrenilen pusula 12.yy’dan itibaren kullanılır oldu.

Avrupanın baharat almak istemesi (Doğu Hint adaları), ipek (Çin) ve altının aranır olması. Yolların Türklerin ve Müslümanların elinde olması nedeniyle bu mallara doğrudan ulaşma isteği. Matbaanın keşfiyle coğrafya bilgisinin yayılması, dünyanın yuvarlaklığı gibi sebeplerle coğrafi keşifler başladı :

1487’de Diaz’ın Hint okyanusu, 1498’de Vasco da Gama’nın Afrika’yı dolaşarak Hindistan’a ulaşması, 1453’de Kolomb’un Amerikayı keşfi, Macellan’ın G.Amerika’yı dolaşarak Filipinlere gelmesi ve arkadaşlarının dünya turunu yapmaları.

Coğrafi keşiflerin en önemli sonucu kapitalizm’deki gelişmelerdir. Dünyanın tüm zenginlikleri sömürgecilikle Avrupa’ya akmıştır. Portekizler, Kızıldenizden Çin’e, Brezilya’da, İspanyollar, Meksika, Peru ve Şili’yi, Fransızlar Kanadanın doğusunu, Hollanda, Doğu Hindistan’ı sömürgeleştirdiler.

Sömürge ürünleri ve esirler, başlıca ticaret malları oldu. Madenlerde çalışmak, toprağı işlemek üzere Afrika’dan zenciler getirtildi.

Ortaçağ’ın eşitlikli ilkesi çalışma ve kazanç sınır dinlememeye başladı. Poliçe, çek kullanılmaya başlandı. Amerika’dan gelen mallarla Burjuvazi iyice zenginleşti.

Rönesans ve Reform
Rönesans, Burjuvazinin kültür devrimidir. Rönesans’ın temel özelliği, Eski Yunan sanatına dönmek, dinsel konularda bile insanı merkez olarak almak, dünyayı kendi gerçekleriyle değerlendirmekti.

Ortaçağın birleşmiş topluma karşılık, Yeniçağ’da bireycilik ön plandaydı. Kilisenin baskısına karşılık Protestanlık ile kilise bölündü.

İspanya’daki Müslüman uygarlık, Kuzey Afrika’yla ilişkiler, İbn-i Sina’nın tıpı da Avrupa’yı besliyordu.

Hümanizm, dinden bağımsız, insan ve dünya ile ilgili modern bir akımdı. Hareket 14.yy’da İtalya’da doğdu. Edebiyatta, İtalya’da Petrarka başı çeker. Erasmus, More, Dante, Boccacio, Makyavel, Cervantes, Montaigne, Bacon, Shakespeare bu dönemin sanatçılarıdır.

Sanat koruyucuları, güzel sanatları şevklendiriyorlardı. Özellikle Floransa’da Masaccio ile başlayan hareket (15.yy) Giotta, Angelico, Botticelli, Laonardo Da Vinci, Michalengelo, Raffaello, Donatello ile devam etti.

1520’den başlayarak çürüyüşe son vermek üzere ıslaha hareketleri başlar ki buna reform adı verilmiştir. Ruhban sınıfının egemen sınıfa karışması, günahkar bir hayat yaşamaya başlamaları, büyük servetleri kiliseye ait olması gibi sebeplerle Alman Luther ve Fransız Calvin, Reforma öncülük etmişlerdir. Bunlar af belgesine (endüljans) karşı çıkmış, Papanın yanılmazlığını reddetmiştır. Protestanlık, Ortaçağ teokrasi ve düşünce emperyalizmine son verdi.

16.yy’da bilimde de gelişmeler oldu. Kopernik, Kepler ve Galile, astronomi keşiflerinde bulundular. Descartes, aklı bilginin aracı olarak tanıyacak ve kuşku ortaya çıkacaktı.

İmparatorluktan Ulusal Devlete
15. ve 16.yy’dan başlayarak, derebeylikler yıkılıp ulus*devletler kurulmaya başlamıştır. Bunun iktisadi temeli “merkantalizm”dir. Buna göre, bir ülke ne denli para ve değerli madene sahipse o kadar zengindir. Bunu sağlamak üzere, gelişen burjuvazi kendini koruyacak bir üst kuruluşa, kanun birliğine gereksinim duymuştur. Devlet iktisadi alana karışacak ve kapitalist sermaye birikimini sınırlar içinde sağlayacaktır. Machiavelli’nin ısrarı da İtalya’nın bir an önce ulus*devlet olmasındadır, yoksa ahlaksız yolları o da kötüler, sadece yurt sevgisidir onunki.

Ortaya çıkan devlette 16 ve 17.yy’da yönetim monarşidir. Aklın ilkelerine göre yönettiğini iddia eden kral, kamuoyu ve filozofları da dinlemektedir. Kilise de burjuvaya karşı kralın yanındadır.

Tek bir ülke İngiltere’de monarşi farklıdır. 11.yy’da bağımsız senyörler değil krala bağlı soylulardır derebeyleri. Zamanla, kendi rızaları olmadıkça vergi vermeyeceklerini krala kabul ettiren, Magna Carta’yı imzalatırlar. Zamanla kendilerine daha çok danışılmasına uğraşan ve danışmanlara şövalye, din adamları, eşraf temsilcilerinin katılmasıyla parlemento başlamıştır. 14.yy’da krala yakın soylular Lordlar Meclisini oluştururken, diğerleri avam meclisini oluştururlar. 1660’lardaki restorasyonla, Avam kamarası parlemento’nun haklarını ve birey hak ve özgürlüklerini güvence altına alan Haklar Yasasını kabul ettirir. 18.yy’da kral parlementodan kendine yakın kişilerden kabine oluşturur, birisi sivrilerek başbakan olur. Lordlar kamarası dışındakiler halk tarafından seçildiği için parlementer bir rejim olmuştur.

18.yy ve Fransa’nın Etkisi
18.yy’da batının yıldızı Fransa’dır. Dil uluslararası hale gelmiştir. Müzikte Alman ve Avusturya hariç, tüm sanatlarda Fransa önplandadır.

Halkın anlayacağı ansiklopediler yazılır D’Alembert ve Diderot tarafından. J.J.Rousseau Doğa sevgisini işler. Newton, Lagrange, Laplace, Lavoisier, Locke, Condillac, Voltaire, Montesquieu bu dönemin filozof ve bilim adamlarıdır.

Burjuvazinin genel dünya görüşü aydınlanmadır, bütün insanlığı kapsayan, eski düzen taraftarı asil ve din adamlarına karşı bütün insanların mutluluğunu amaçlayan hürriyet, ilerleme, insan değeri gibi kavramları içeren dünya görüşüdür. Amaç, akla, doğaya ve insan mutluluğuna aykırı tüm peşin yargı ve boş inançları yıkmaktır.

IV.BATI UYGARLIĞINDA DEVRİMLER
19.yy, Batı uygarlığının ani ve keskin dönüşümlerin yüzyılıdır.

Fransız Devrimi
İhtilal, mevcut durumun ve toplum düzeninin zorla yıkılmasıdır. Bunun üzerine daha gelişmiş yeni bir düzen kurabiliyorsa bu devrim olur.

Fransız devriminin sebebi, ruhban ve aristokrasinin ayrıcalıklarına hiçbir sebebin kalmaması, monarşinin filozoflarca eleştirilmesi, toprağa dayalı sistemin yerine burjuvazinin egemen olması ve ayrıcalıkların kaldırılmasını istemesi, köylülerin sefalet içinde oluşu.

Bir mali bunalım sonrası, 1789’da burjuvazi ayrıcalıkları ortadan kaldırdı. 1789’da anayasayı hazırlayacak Kurucu Meclis kuruldu. Aynı yıl İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi kabul edildi. 1791’de anayasa ile sınırlı bir monarşi kuruldu. 16.Louis’in karşı gelmesi üzerine, 1792’de krallık tamamen tesfiye edildi ve cumhuriyet kuruldu.

Avrupa monarşilerinin Fransa’ya karşı birleşmesi sonucu içerde burjuvazi halkın da desteğini alır ve genel oy, mülkiyetin genişletilmesi, sosyal yardım, herkese eğitim gibi önlemler alır. Ancak Robespierre’in 1794’de düşüşü ile demokratik ve sosyal yön kaybolur, halkın gözünde de değerini yitiren ve mali sıkıntıların başgçsterdiği yeni dönem (Direktuvar) 1799’da Napolyon’un darbesiyle son bulur.

Bildiride ki iki temel hak, özgürlük ve eşitliktir.

İngiliz burjva rejimi dar anlamda burjuva ve muhafazakarken, Fransız devrimi küçük burjuvazi ve halkı da içerdiği için geniş anlamdadır ve demokratiktir.

Milliyetler İlkesinin Doğuşu ve Gelişmesi
Her halkın ırkı, dili, gelenekleri vardır ve her halk bağımsız bir devlet olarak örgütlenmelidir. Fransız Devriminde boşalan krallık, ulusal egemenlik kavramıyla doldurulmuştur. Avrupa’da güçlenen bu düşünceye göre ulusla devlet bütünleşmelidir. Daha sonra Osmanlıdan ve Avusturya-Macaristandan ayrılmalar başlar.

Sanayi Devrimi ve Sonuçları
19.yy öncesi insanlık aslına Neolitik tarımsal yaşama bizden daha yakındı. 18.yy insanlarının çoğu köylüydü. Çoğu okuma-yama bilmiyordu, sanat ve kitaplar sadece bir grup azınlık içindi.

Sanayi devrimi, tarımsal üretimde, ulaştırma araçlarında büyük değişmeler, makineleşme ve bunu izleyen nüfus artışı şeklinde özetlenebilir. Buluşlar yeni buluşlara sebep oluyordu. Fabrikalar ortaya çıktı, işçi-kapitalist sahipler arasında yeni sosyal ilişkiler ortaya çıktı. Kentler ve köy arasında farklılıklar daha da derinleşti.

Sanayi devrimi dönemleri:
a.1750-1890 dönemi (Buhar çağı) : Batı Avrupa merkezdedir, maden kömürü zengini İngiltere ve Almanya başı çekmiştir.,
b.1890- dönemi : 1928’e kadar fiyatlarda yükseliş, elektrik ve petrol gibi yeni enerji kaynakları, kimya sanayi, mekanik sanayi gibi sanayiler, işbölümü, zaman yönetimi gibi yönetim anlayışları, tarımın sanayileşmesi ve emeğin şehre kayması. Bu dönemde Japonya, Rusya, ABD gibi ülkeler de Batı Avrupa’nın egemenliğine ortaktır.

Sonuçlarından en önemlisi burjuvazi-proletarya çatışmasıdır. Burjuvazi liberalizmi ve bireyciliği savunur. Proletarya ise tarım ve işçi kökenlidir, burjuvaziyle arasında yaşama düzeyi açılmıştır. Sosyalist akım bu şekilde doğar. Ütopyacı sosyalistlerden sonra Marx, Engels ile bilimsel sosyalizmi kurar. Amaç üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti kaldırmak, bunları topluma maletmek, böylece sömürünün kaynağını da kurutmaktır. Bunu da proletarya, ihtilal yoluyla yapacaktır.

19.yy sonlarında Revizyonistler, marksizmden çıkar ama sınıf mücadelesine karşı çıkar. İhtilal yolunu değil, reformlar ve sosyal önlemlerle burjuva ile işbirliğini savunur. Bu hareket sosyal demokrasi olarak günümüzde ortaya çıkar. 1919’da Lenin 3.Enternasyonel’i kurunca, sosyalist partilerle komünist partiler arasında partiler ayrılığı çıkar. Sosyalistler reformcu çizgiyi temsil ederler.

Emperyalizm
Emperyalizm, etnik ve kültürel bakımdan farklı halklar, bir başka otoriter halkın yönetiminde olacaktır. Emperyalist öğretiler, kuvvete dayanarak imparatorluk kurma hakkını, ırk, kültür, ekonomi, toplum nedenleriyle haklı çıkarmaya çalışır. Bu saldırganlığı da beraberinde getirir. Bununlar sömürgecilik arasında da derin bir bağ vardır. Tekelci kapitalizm, emperyalizmin ekonomik özüdür. 20.yy’ın başında dünyanın emperyalistlerce paylaşılması bitince, paylaşmada gecikmiş İtalya, Almanya gibi emparyalistler de dünya savaşlarına sebep olmuşlardır. I.Dünya savaşında yenilen İtalya ve Almanya’da sosyalist devrim tehlikesine karşı faşizm denen şoven ve kanlı diktatörlüklere başvurulur.

Günümüzde yeni sömürgecilik, bağımsız devletlerin gelişmelerini etkilemek, iktisadi bağımsızlıklarını önlemek ve kapitalist ülkelerin yörüngelerinde kalmalarını sağlamak şeklindedir.

19.yy’ın Kültürel Tablosu
Kültürel yaşamın sınırlarının genişlemesi, bilimde inanılmaz yükseliş, makineli üretim ve toplum yapısındaki derin değişim, felsefede romantik ve akılcı başkaldırı (Kant, Hegel, Marx, Comte, Spencer, Durkheim, Bergson), edebiyat ve sanatta romantizm, gerçekçilik, natüralizm, izlenimcilik gibi akımlar ortaya çıkar.

V.ÇAĞDAŞ BATI UYGARLIĞI : AVRUPA
Batı Avrupa, iktisat ve teknikte sürükleyici değil artık ama kültürde hala öncüdür.

Sosyal ve İktisadi Yaşam
Nüfus hızındaki yavaşlık, kentlerin nüfuslarının artması, kent yaşamının verdiği yalnızlık, yorgunluk ve insanların bireyselleşmesi gibi sorunlar ortaya çıkmıştır.

İktisadi yaşamda Avrupa Birliği bir güç haline gelmiştir.

Siyasal liberalizm, yani insanların haklar bakımından eşit ve özgür oluşu esastır. Özgürlükler de kişi ve kamusal özgürlükler olarak ikiye ayrılabilir. Siyasal liberalizmin Batı Avrupa’da iki örgütlenişi vardır, Avrupa Birliğinin siyasi organı Avrupa Parlementosu ve Merkezi Lüksemburg’daki Avrupa Konseyi. Avrupa Konseyinin parlementosu assamble olarak adlandırılır ve Türkiye’nin de dahil olduğu üye ülkelerin parlemento temsilcilerinden oluşur.

Batı demokrasisi klasik yapısından uzaklaşmış, sosyal demokrasi benliğine bürünmüştür. Refah artmış, yoksullar daha az yoksuldur ama eşitsizlik de alabildiğine açılmıştır. Seslerini yükseltebilmekte ama medyanın gücü kadar değildirler, hala temel silahları oy pusulası ve grav hakkından fazlası pek de değildir.

Felsefede fenomenoloji ve varoluşçuluk etkilidir. Deneysel bilimler ve özellikle insan bilimleri gelişmiştir. Tiyatroda Bertolt Brecht parlamıştır. Güzel sanatlarda gerçekçi ve soyut resim türüne ayrılmıştır. Resimdeki devrimin simgesi Picasso’dur. Güzel sanatlarda ağırlık mimariye kaymaktadır. Müzikte klasi akım karşısında Bartok, Stravinski, Webern gibi müzisyenlerin yeni müzik akımı vardır. Din önemini yitirmiştir.

VI.ÇAĞDAŞ BATI UYGARLIĞI : BİRLEŞİK AMERİKA
Birleşik Amerika’nın Doğuşu
ABD’yi kuranlar 16.yy’dan sonra Avrupa’dan göç edenler oldu. Avrupa’dan örf ve adetlerini getirirken, baskı ve iktisadi zorluklardan kaçarak Avrupa’ya tepkililerdi ve Amerika onlar için özgürlükler beldesiydi.

Amerika’ya tarla ve madenlerde çalıştırılmak üzere getirtilen zenciler de halen nüfusun %10’unu oluşturmaktadır ve hala bir eşitsizlik sorunu sürmektedir.

İktisadi ve Sosyal Yaşam
I.Dünya Savaşı sonrası 1 numaralı ekonomik güç olan Amerika kapitalisttir, bu tartışma ve muhalefi dahi olmayan bu sistem derinliğine yaşama kök salmıştır. Günümüzde bu tekelci kapitalizm halindedir. Tekeller sadece iktisadi ve sosyal yaşama değil siyasal yaşama da yöne verirler. Çok küçük bir azınlığın iktisadi iktidarda olduğu ve geniş bir orta ve büyük bir işçi sınıfının olduğu bir toplumdur. Klasik köylü sınıfı yoktur.

Hayat bir yarış alanı gibidir. Ailede çocuk serbest büyütülür ve okul programları az yüklüdür. Spor önemlidir. Futbol, Beyzbol ve golf önemlidir. Aile kurumu zayıftır. Aile çok çocukludur. Şiddet ve suç oranları çok yüksektir, silah sahipliği çok yaygındır.

Siyasal Sistem
1787 tarihli en eski anayasa ile yönetilmektedir. 50 devletten oluşan bir federasyondur. Yasama Kongre denilen iki meclisli parlementoya bırakılmıştır. Bu meclislerden biri federe devletlerin 2’şer senatörü olan Senato, diğeri nufüs oranında seçilen Temsilciler meclisidir. Yürütme yetkisi Başkanındır. Başkanın çok geniş hakları vardır, sekreterleriyle faaliyetleri yönetir ve parlementoya karşı sorumluluğu yoktur.

Amerika’da iki parti vardır, ideolojik olarak aralarında pek bir fark yoktur. Büyük iş çevreleri ve sermaye sahipleri siyasal alanda da çok etkilidir ve çıkarlarına uygun kararlar aldırır.

Düşünce ve Sanat Yaşamı
Az kültürlü ama canlı ve insanı bir edebiyat vardır, Twain, James, Hemingway, Faulkner, Steinbeck önemlidir. Şiirde Edgar Allen Poe ve Ezra Pound sayılabilir. Tiyatro’da O’Neill ve Arthur Miller temsilcileridir. Müzik ve sinema çok popülerdir. Basın çok önemli rol oynar ve taraflıdır.

Dinsel Yaşam
%60 halk düzenli kiliseye gider, %98’i tanrıya inanır. Çoğunluk Protestan, ardından katoliklik ve yahudilik gelir.

II.SOSYALİST DÜNYA
Sosyalist Dünya da Batı Uygarlığı gibi bir ileri sanayi uygarlığıdır. İkinci Dünya Savaşı’na kadar sadece Sovyetler Birliği’nden ibaretti. Bundan sonra Avrupa’daki sosyalist rejimler Halk demokrasi adı altında Yugoslavya, Demokratik Almanya, Çekoslavakya, Polonya, Macaristan, Bulgaristan, Romanya ve Arnavutluk’ta, Asya’da Çin, K.Kore ve K.Vietnam’da ve L.Amerika’da Küba’dır.

I.SOSYALİST AVRUPA’NIN DOĞUŞU
Sosyalist Avrupa’nın ortak noktası Marksisizm’dir. Sanayi devrimi işçilerde çok büyük sefaleti de beraberinde getirmişti. Marx ve Engels'in koydukları yeni dünya görüşü diyalektik maddeciliktir. Maddecilik, düşüncemizin dışında varolandır, maddenin hareketi ve çarpışmasına da diyalektik adı verilir, bu karşı tezlerin tartışmasıdır. Tez, antitezi üretir ve bunların çeşitlemesinden sentez ortaya çıkar. Maddeci diyalektiğin tarihe ve toplumun çözümlenmesine uygulanması sonucu da tarihsel maddecilik ortaya çıkmıştır.Bunun sonucunda buldukları toplumun altyapısının üretim ilişkileri olduğu ve diğer ilişkilerin bunun üzerine kurulduğudur. Kapitalist düzende çelişme burjuvazi ve proletarya arasındadır. Artıdeğer sürekli sermayeye eklenmektedir. Proletarya devrimi tarihin tüm sınıf çatışmalarını sona erdirecektir. Sermaye ayrıcalıklarını devretmeyeceğine göre, bu ancak ihtilalle olabilir. Bu yolda ilk aşama proletarya diktatörlüğü, sonra sosyalizm (eşitlik ancak bolluk yok), en son da komünizm (herkes gereksinimine göre, tam bolluk, devletin sadece üretimi yönettiği)

II.SOVYETLER BİRLİĞİ
III.HALK DEMOKRASİLERİ
IV.ÇİN HALK CUMHURİYETİ
V.VİETNAM VE KÜBA

III.ÜÇÜNCÜ DÜNYA
Azgelişmiş de denen, ileri sanayi aşamasına varmış toplumların niteliklerine rastlanmayan, 2.Dünya Savaşı'ndan sonra tanıştığımız bir kavramdır.

I.AZGELİŞMİŞLİK NEDİR
Bazı belirtileri şunlardır : Okur-yazarlık düşüktür. Ulusal gelir düşüktür, dağılımda adaletsizlik vardır. Tarımla uğraşanlar fazladır ve sınırlı sanayileşme vardır. Ekonomileri kapitalist ülkelere bağımlıdır.

Azgelişmişliğin ortak nedeni, Batı sömürgeciliğidir. Hammadde ve pazar deposu olarak kullanır gelişmiş ülkeler, bu ülkeleri. Paylaşım bile 1.ve2. Dünya Savaşlarına neden olacak kadar değerlidir bu paylaşım. Hatta az gelişmiş ülkelerin daha çok geri bırakılmışlıkları sözkonusudur. Yeni sömürgeciliğe göre, eski sömürgeci ülke bağımsızlığını kazanmış dahi olsa, iktisadi bağlantılar sürmektedir. Hatta insancıl görülen dış yardımlar, ticari ilişkileri geliştirmek ve denetim altında tutma yollarıdır.

II.KALKINMA VE BAĞIMSIZLIK
İleri toplum düzeyine ulaşmanın yolu sanayileşmektir. Montaj sanayi ve patent sömürüsü ile emperyalizm ülkeleri sömürmektedir.

III.BAŞLICA AZGELİŞMİŞ ÜLKE GRUPLARI
Latin Amerika, 1850'lerde bağımsızlıklarını almışlardır. Ancak burda da durum, anavatanlarından gelen İspanyol ve Portekizliler, anavatanlarına karşı savaşmış, içerde egemen sınıfların sömürüleri yine devam etmiştir. Zamanla iç sömürü, dış sömürüyle birleşir ve ordu da bu işin parçası olur. Pekçoğunda başkanlık sistemi vardır.

Kara Afrika'da zamanında İngiliz ve Fransız sömürgesiydiler. 2.Dünya savaşı sonucu bağımsızlıklarını kazandılar, 3.dünyanın uyanışı karşısında İngiltere ve Fransa, bağımsızlıklarını bağışlamışlardır.

İslam Dünyası, islam sosyalizmi denilen kapitalist olmayan bir yoldadır daha çok. Genelde küçük burjuva ideolojisidir ve geniş kitlelerin bilinçlenmesini de engellerler.

IV.TÜRKİYE
Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş aşamasını yaşayan, ve kapitalistleşme süreci içinde bulunan bir üçüncü dünya ülkesidir. Ancak yine de köklü kültürü, tarihi, stratejik önemi, folklor çeşitliliği, bölgesel bir liderliğin potansiyel gücü, insan ve hammadde konusunda zengin kaynaklarıyla ayrıcaklıdır.

I.TÜRKİYE'DE KAPİTALİZM VE SORUNLARI
Türkiye'de kapitalizm Batı'dan farklı gelişmiştir. Osmanlı'da artık-ürün toprak sahibi olan ve onu istediği gibi kullanan senyör gibi bir sisteme dayanmıyordu. Toprağın mülkiyeti devletindi. Tımar sistemiyle, toprak işletmesi için özellikle savaşta başarılı bir sipahiye verilirdi. O da hem vergi verir hem de orduya asker sağlardı. Burada senyörün sömürüsü görülmez. Özel mülkiyet yoktur.

Öte yandan dış dinamikler de kapitalizmin evrilmesine izin vermedi. Doğu ticaret yolları el değiştirdi. Amerikadan gelen altın ve gümüşle, Avrupa'da iyatlar yükseldi, akçe değersiz hale geldi. Bu koşullarda, toprakta iltizam uygulamasına başlandı. İhale veya bedel karşılığı toprak geliri mültezime (ayan, eşraf vs.) devrediliyordu. Bu köylüye de devlete de zararı olacak bir uygulamaydı.

Tarım vergilerinin alınmaz oluşu ve üretimin düşüşü ortaya çıktı. 1808'de Anadolu ve Rumeli ayanı ile padişah arasında bazılarının İngiltere'deki örneğe benzeterek ileri bir hamle olarak gösterdikleri oysa merkezi otoriteyi zayıflatarak feodal bir çözülmeye sebep olan Senedi İttifak imzalandı. Bunun ardından ordu çöktü. Çeşitli halklar milliyetçi bilince vararak ayrıldı.

19.yy başlarında bu sorunları aşmak için iki yol önerildi. 1.Şeriata geri dönmek 2.Batı'yı taklit etmek ve reformlar. Bu ikinci hareketin arkasında sivil-asker bürokrasi, servet ve güvenlikleri için, ayan ve derebeyler toprağın hukuksal mülkiyetleri için, ticaret yapan azınlıklar ekonominin gereklerinin yerine gelmesi için, ve batının kendisi.

1838'de İngiltere'yle yapılan ticaret anlaşmasıyla Batı'nın açık pazarı oluyorduk. Yerli sanayi de iflas etmiş oluyordu. İşbirlikçi burjuvazi ve Batı'nın istekleri ile 1839 Gülhane Hattı Hümayunu, 1856'da Islahat Fermanı, 1859'da Arazi kanunnamesi çıkarıldı. Maliye sömürgeleşme sonucu batmış, ve Düyunu Umumiye kurulmuştu. Böylece yarı feodal, yarı kapitalist bir ekonomimiz oldu. Orda iki yöntem ortaya çıktı. Yukarıdan aşağıya iyileşmeyi ve devleti savunan Ziya Gökalp'in desteklediği ve İttihat ve Terakkinin uyguladığı ve CHP'nin 1950'lere kadar uyguladığı anlayış. İkincisi Bireysel girişimciliğin gelişebilmesi için merkezin zayıflatılması, bu da Demokrat Parti, Adalet Partisi çizgisidir.

İstanbul'da burjuvazi, imparatorluk tekelci sömürü sistemiydi. Bundan yararlanmayan ticaret burjuvazisi ise Selanik'teydi ve Jön Türkler İstanbul'a karşı 1908'de 2.Meşrutiyet için ortaya çıkarlar.

İttihat ve Terakki İngiliz ve Fransız emperyalizmine karşı milli iktisat denemeleri yapar. Amaç devlet eliyle milli tüccar yaratmaktır. Bu olmaz ve İngiliz ve Fransızlara karşı çıkan İttihat ve Terakki, Almanların kucağına düşerler. Milli Kuruluş Hareketi, asker-sivil aydın kadroların, Anadolu eşrafıyla birlikte yürüttükleri bir orta snıf hareketidir. Padişah saltanat gibi emperyalizmin uyuştuğu kurumları kaldırıp yerine Cumhuriyeti koyarlar ve asıl savaşın iktisadi olacağını bilirler. 1923'de İzmir Kongresi'nde ne yazıkki İstanbul'un etkisi yüzünden özel girişim öncülüğünde liberalizm kararı çıkar. 1923-1931'deki bu çaba sonuç vermeyince, 1950'ye kadar devletçi bir politika izlenir. Burdaki devletçilik de aslında özel girişimin yapabileceğini ona bırakmak, yapamadıklarını yapmak şeklindedir. Bu süre, 150 yıllık yarı sömürge tarihimizin emperyalizme en ciddi başkaldırışıdır.

İkinci dünya savaşı sonrası ticaret burjuvazisi, esnaf ve toprak ağaları, 2.dünya savaşının sıkıntılarını çeken halk yığınları ve savaş sonrası demokrasinin üstünlüğü ile tek partili dönemden çok partili döneme geçilir. Özünde halka karşı olan Demokrat Parti iktidarı da 1950'de iktidara gelir. Toprakların büyük çiftçilere peşkeş çekilmesi, ağalığın korunması, yabancı sermayeyi teşvik kanunu, petrol kanunu gibi çabalarla, tekrar emperyalizme bağımlı hale getirilir ülke.

II.TÜRKİYE'DE SINIFLAR

III.TÜRKİYE'DE DEMOKRASİ VE SORUNLARI
Anayasacılık hareketi bizde, 19.yy'ın sonlarına doğru doğar. Batı'dakilerin serpintisidir ve sınıfsal temeli yoktur. Bir avuç bürokratın çökmekte olan devleti kurtarmak için buldukları ve Batı'dan aktardıkları derin olmayan bir çabadır aslında. Modern anlamda ilk anayasa 1876, Kanuni Esasi'dir. 1839'da Gülhane Hattı Hümayunu ile başlayan Tanzimat, iktidarı sınırlama niteliği olmayan çabalardır.

1876'da üyeleri padişahca seçilen Ayan meclisi ve halkça seçilen Mebusan Meclisi'nden oluşan bir parlemento vardı. Fiilen ve hukuksal olarak aslında halen padişahın yönettiği bir meşrutiyetti bu. Gerçek parlementer yapıya geçiş, 1908'deki II.Meşrutiyet'le oldu. Padişahın yetkileri kalkıyor, meclise karşı sorumlu bir hükümet getiriliyordu. I.Dünya Savaşı ile ara verilen parlementer sistem, 1920'de tamamen meclis üstünlüğüne dayanan ve tüm yetkilerin ondan toplandığı 1921 ile farklı bir yapı alır. Cumhuriyet'in ilanı ile, parlemento ve hükümeti biraraya getiren 1924 anayasası gelir arkadan.

II.Dünya Savaşı sonrası, halen asker-sivil bürokratların elindeki iktidar, ticaret ve maliye burjuvasine, halk yığınlarına cevap veremez, savaş sonrası totaliter sistemlerin yıkılışı da birleşince tek partili dönem son bulur. Demokrat Parti, dışa bağımlı sermayenin sözcüsü olarak çıkar, halk yığınlarının desteğiyle 1950'de iktidar olur. Tek partili döneme uygun anayasanın verdiği hakları da kullanarak, kendisini ulusal irade saymıştır.

Küçük burjuvazinin bürokrat kesimleri, köylü ve kent orta sınıf, DP'ye cephe alır. 27 Mayıs 1960 darbesi ile 1961 anayasası devreye girer. Kurucu Meclis toplanır. İlerici bir anayasa olmuştur. Aydınların ve sol güçlerin önem kazanması gerçekleşmiştir.

12 Mart 1971'de demokrat yapı mahvedilmiştir. Karşı devrimci güçler, fırsatlar kazanmıştır. Bu arada CHP'de işçi, köylü, küçük esnaf ve memurun desteğini almıştır. CHP-MSP ortak hükümet kurup, özellikle dış politikada başarılı olmuştur. Ancak küçük hesaplarla ortaklıklarını kendileri bozmuşlardır.

Yerine Milliyetçi cephe hükümetleri gelmiş, ilerici demokrat güçlere karşı gerici bir milliyetçiliktir bu. Devlet kadroları faşistleşmiştir.

Tekrar CHP iktidar olduğunda iktisadi olarak bunalım ve terör sorunu çok ivedidir. Bu sorunlarla başa çıkamamıştır.

IV.TÜRKİYE'DE SİYASAL PARTİLER

V.KÜLTÜRÜMÜZÜN KAYNAKLARI VE SORUNLARI

VI.TÜRKİYE'DE EĞİTİM VE ÖĞRETİM

VII.ŞİİR, ROMAN VE HİKAYE

Şiir
Edebiyatımız 19.yy'a kadar halk edebiyatı-divan edebiyatı ikiliğine dayanır. Divan edebiyatının en güçlü yanı nazım yani şiirdir. Tanzimat'a kadar beş yüzyıl içinde pekçok şaire karşın neredeyse hiç yazar yetişmedi.

Tanzimat'la, Ziya Paşa, Şinasi ve Namık Kemal, düşünce şiiri, Abdülhak Hamit ve Recaizade Ekrem de insanın duygularına yönelen şiirlerle yenileştirmeye başladılar ancak özgün bir Tanzimat edebiyatı olamadı.

Serveti Fünun da Cenap Şehabettin ve Tevfik Fikret öne çıkar. Tevfik Fikret, yurt ve özgürlük sorunlarıyla ilgilenir.

Cumhuriyetin ilk yılları Milli Edebiyat akımının etkisindedir. Yurt gerçekleri, yalın bir Türkçe ile Hececiler önem kazanır. Bunlar, F.N.Çamlıbel, E.B.Koryürek, O.S.Orhon, Y.Z.Ortaç ve H.F.Ozansoy'dur. Cumhuriyet öncesi sanatlarını geliştiren iki şair de egemendir, Ahmet Haşim ve Yahya Kemal.

Daha sonra, K.Kamu, Ö.B.Uşaklı, A.K.Tecer ve B.K.Çağlar ortaya çıkarlar ve toplumcu şiirin babası Nazım Hizmet biçim özgürlüğünü de getirir şiire.

Yedi Meşaleciler'in en önemlisi Z.O.Saba'dır ve 1940'lara bağlayan A.M.Dranas, A.H.Tanpınar, C.S.Tarancı önemli isimlerdir.

1940'larda iki önemli etki F.H.Dağlarca ve Garip'den gelir.

Aynı yıllarda B.R.Eyüboğlu, C.Külebi, C.A.Kansu, B.Necatigil, S.K.Aksal, N.Cumalı, İ.Berk yeni değişlerle ortaya çıkarlar. Bir taraftan da toplumcu şairler uyanmaya başlar.

İkinci Dünya Savaşı sonrası, A.İlhan, S.Birsel, M.Eloğlu, Ö.Asaf ve sonrasında da İkinci Yeni (T.Uyar, E.Cansever, C.Süreyya, E.Ayhan) imgeyi öne çıkarır.

Roman ve Hikaye
19.yy'da Batıdan gelen formlardır bunlar.

Cumhuriyete kadar en önemli isimler, H.Z.Uşaklıgil ve H.R.Gürpınar'dır.

Hikaye'nin ise babası Ö.Seyfettin'dir. Daha sonra R.H.Karay, H.E.Adıvar, Y.K.Karaosmanoğlu, R.N.Gültekin başarılı eserler vermiştir.

Hikaye'de sıçrama, S.Ali ve S.F.Abasıyanık'la gelir.

Toplumcu dönemin önemli kısmını köy romanı kapsar, Y.Kemal, O.Kemal, K.Tahir, N.Cumalı, F.Baykurt, T.Apaydın eserler vermiştir.

VIII.TİYATRO, SİNEMA VE MÜZİK
Geleneksel tiyatro türlerimiz, meddah, kukla, gölge oyunu, hokkabaz, dramatik danslar ve ortaoyunudur. İslam ülkelerinde meddah genellikle bilinir. Gölge oyununun ise tekniğini Mısır'dan almakla beraber en yetkin örneklerini Türkler vermişlerdir. Ortaoyunu, kesin biçimi ve adını 19.yy'da almıştır. Başkarakterler, Karagözdekinin karşılığıdır, Kavuklu Karagöz, Pişekar Hacivat'tır, diğer kişiler de benzerlik gösterir, dekor yoktur, etraf tamamen seyircidir. Gelenekle Batı tarzının birleşmesinden Tuluat doğmuştur.

Türkler, müziğe büyük önem vermişlerdir. Günümüzde halk, alaturka kent ve çok sesli olmak üzere üçe ayırmak mümkündür.

IX.MİZAH VE KARİKATÜR
Eski Yunan'da Aristofanes, Selçuklularda Nasrettin Hoca, Fransa'da Moliere, bizde Markopaşa hep mizahın doruğa ulaştığı dönemlerdir. Bu dönemler incelendiğinde, geride kalan bir altın çağ vardır ve halk yöneticiler tarafından ezilmektedir. İki yönetm vardır, başkaldırmak bu olmuyorsa alay etmek.

KİŞİLİK KURAMLARI_G.YANBASTI

Antik Yunan : animizm, herşey canlıdır = herşey psikolojinin konusu
Sokrates : özne-nesne ayrımı = dünya-insanın kendisi ayrımı
Aristotales : tek tek bilimlerin ayrılması
Psikoloji : Psyche + logos ( can, canlılık + bilgi )
Eskiçağ : ruh bedenden ayrılabilir, kötü ruhlar girebilir (uyku, ölüm, akıl hastalığı)
İlkçağ : Aristo sadece öğrenme, Platon tamamen doğuştan
Ortaçağ : formun aşkınlaşması ve Tanrı
1.Patristik dönem : herşey tanrının iradesindedir ve dünyevi olayların incelenmesi gereksizdir
2.Skolastik dönem : (Aquinolu Thomas) Tanrının müdahele etmeye gerek duymayacağı otonom dünyanın yasalarına merak
Rönesans : tekrar animist yaklaşım, dünyayı keşfetme
Descartes, 17.yy : dünya ruh hariç rasyonel alandır.
Galile, 18.yy : matematik tüm alanlara uygulanabilir, bütün evren bir makinedir.

Kuramların özellikleri
1.Geleneksel psikolojiye başkaldırırlar, yenilikçidirler
2.İnsan sorunlarına pratik cevaplar arama
3.Güdüler üzerinde durma
4.İnsanın doğal ortamında anlaşılması
5.Bütüncül, insanı bütünüyle anlamak

Spekülatif değerlendirmeler, bilimsel pozitivizmin dışına çıkabiliyor.

Personality latince tiyatro oyuncularının kullandığı maske anlamındadır. Kişilik, bireyin özel ve onu diğerlerinden ayıran davranışlarıdır.

SIGMUND FREUD VE PSİKANALATİK KURAM
S.Freud (1856-1939), Viyana Üni. Tıp
Psikanaliz : Serbest çağrışımla tedavi yöntemi

Varsayımlar
1.Determinizm (neden-sonuç)
2.Monizm (fiziksel doğa ve ruhsal enerjinin bütün oluşu)
3.Mental Enerji (doğada tek bir enerji vardır)
4.Devamlılık, homeostasis
5.Ekonomi : dengeyi sağlamak için mental enerji ekonomik olarak kullanılır, yatırım yapılır, biriktirilir vs.
6.Zevk ve haz : organizma dengeyi bulduğunda mutludur, haz duyar, bunu sürekli arar.

Topografik Kuram :
1.Bilinç : o anda yaşananlar
2.Bilinçaltı : sürekli bilince bağlantılı, derin bir anılar deposu
3.Bilinçdışı : bilinçli algılamanın dışı

Bilinç, enerjisi olan bir alandır. Bilinçaltındaki olaylara enerji yüklendiğinde bilinçli hale gelir. Bilince çıkması istenmeyen olaylar sansürle, az bir enerji kullanarak bilinçten uzaklaştırılabilir. (ders çalışan öğrencinin konstanstre olmaya çalışması) Bilinçaltında, yakın dosyalar düzenli, mantıklı iken uzaktaki dosyalar karışıktır. Onlara bağlı kalmış enerjileri olmaktadır. Bilinçdışı ise çok güçlü bir enerji ile korunmaktadır. Doyum arayan bilinçdışı istek, bilinçte örneğin dil sürçmesiyle ortaya çıkar.

İd, bilinçdışında egemenliğini sürdürür. Rüyalarda, bilinçdışı istekler doyum bulur.

Yapısal Kuram :
1.İd : içgüdüler, gerçek ruhsal güç, enerjinin kaynağıdır. Haz ilkesi esasdır.
2.Ego : idi denetler, bilinçdışının isteklerini gerçekçi bir mantıkla bastırır.
3.Süperego : toplum yasalarını kapsar, id'i kurallara göre töresel amaçlara yöneltmeye çalışır. Kusursuzluğu hedefler.

Dinamik Kuram :
İnsanın ruhsal mekanizmalarının özü temel süreç adını verdiği haz ve acı ilkesidir. Haz ilkesi, enerji dağılımında dengeyi sağlamak, acı ilkesi bozulan dengenin acısından kaçınmaktır. Gerçeklik ilkesi ise gelecekteki haz için o anki hazdan vazgeçmektir. Gereksinmeyi karşılayacak bir nesne buluncaya kadar gerilim boşalımını erteler. Ruhsal enerjinin kaynağı, cinsellik (libido) ve saldırganlık (tenatos) içgüdüleridir.

İçgüdüsel Kuram :
Libidonun gelişim dönemlerini ele alır :

1.Oral Dönem (0-1.5)
Erken Dönem : doyum ağız, dudak, dil. amaç emme. baskın yapı id.
Geç Dönem : doyum diş, çene. amaç beslenme + tahrip. baskın id+ego.

2.Anal Dönem (1.5-3)
Erken Dönem : doyum dışkı yolu sonu denetim kasları, amaç dışkılama ve tahrip (ego gelişimi)
Geç Dönem : amaç tahrip yanısıra tutma ve saklama (süperego eğitimi)

3.Fallik Dönem (3-5/7)
Üretra : doyum idrar yolları sonu (süperego eğitimi son aşaması)
Penis : kendi kendine doyum

4.Gizlilik Dönemi (Oedipal sonu-İlk ergenlik)
Toplumsal ilişkiler, cinsel roller sağlamlaşır. Bu dönem sonrası üreme döneminde cinsel içgüdü egonun kontrolüne girer. Kişilik gelişimi tamamlanır.

Oedipal ve elektra kompleksi fallik dönemden gizlilik dönemine geçerken olur. Çözümlenemeyen farklı cins ebeveyne cinsel ilgi bu karmaşalara sebep olur.

Psikopatoloji Çalışmaları
1.Nevrozlar : tedavi edilebilir, ana nedenleri baskılanmış ruhsal şoklardır. Bu anı bilince çıkınca sorun çözülür. Nevrozu insanların sosyal ilişkilerinde yıkıntılar yapan, çok yaygın bir hastalık olarak görür. Anksiyete de bunun en yaygınıdır. Anksiyete : tehlikenin algılanması sonucu geliştirilen tepkidir. Nevrotik anksiyete, mantık dışı nedeni belirsiz korku tepkisidir.

2.Psikozlar : zihinsel ve algısal fonksiyonlarda görülen ağır bozukluklardır.

3.Sapıklıklar : cinsel gelişim sırasında oluşabilir.

Savunma Mekanizmaları
İki amaçlıdır. Psikolojik onarım ve ego savunma. En önemli savunma mekanizmaları : bastırma, neden bulma, yansıtma, ödünleme, yüceltme, özdeşleşme ve yön değiştirmedir. Rüyada sansür, gerçek anlamını gizler. Bastırılan arzular rüyalarda tatmin edilir.

Eleştiriler
+ homeostasis genel kabul görmüştür.
? haz prensibi açık değildir.
? ölüm içgüdüsü
? libidonun temel ve herşeyi kapsayan güç oluşu
? çocukluğun tüm yaşamı etkilemesi
? bilinçdışının varlığı

CARL GUSTAV JUNG VE ANALİTİK PSİKOLOJİ
C.G.Jung (1875-1961), Bavel Üni. Tıp

1913'de Freud'dan uzaklaşmıştır. Jung'da merkezi düşünce kolektif bilinç ve bilinçaltıdır. Freud'dan uzaklaştığı alanlar :
1.Libido, ruhsal sistemin enerjilerinden sadece birisidir.
2.İnsan sadece içgüdüleriyle yaşamaz, yaratıcı bir gelişim içerisindedir.
3.Kolektif bilinçaltı, arketipler vs.

Jung ve Psikolojik Tipler
Tutumlar : A.içedönük, B.Dışadönük, Fonksiyonlar : Duyuş, hissetme, düşünme ve sezgidir.

Kişilik Yapısı
Kişilik etkileşimli çok sayıda sistemden oluşur. Bunlar ego, kişisel bilinçaltı, kolektif bilinçaltı, tutumlar, fonksiyonlar. Ego kişiliğin bilinçli sistemidir. Kişisel bilinçaltı, egonun bir komşu bölgesinde bireysel bastırılmış arzular, unutulmuş anılardan oluşur. Ego ile kişisel bilinçaltı arasında iletişim vardır. Uyku gibi egonun kontrolünün zayıfladığı durumlarda kişisel bilinçaltındaki anılar bilince çıkabilir. (veya nevrotik semptomlarda)

Kolektif biliçaltı ve arketipler
Kişisel bilinçaltından da derinlerdedir. İnsanın evrimsel belleğinin kalıntılarıdır. Arketip, duygusal yönü güçlü, kalıtımla gelen evrensel bir düşünme biçimidir. Örneğin, anne arketipi önce bir anne simgesi oluşturur, sonra bu kavram gerçek anne ile özdeşleşir. Belli başlı arketipler :

1.Persona : Beklenenlere, topluma uygun davranma eğilimidir. İleri durumlarda ego persona ile özdeşleşebilir ve şişme görülebilir. Bundan kaçınmak için personanın sakladığı yönlerle barışık olmak gerekir.

2.Gölge : Kendi cinsiyetini temsil eder ve kendi cinsiyle ilişklerini düzenler. Hayvansı eğilimlerdir. Yaratıcılığın, içgüdülerin kaynağıdır. Reddedilmesi uygar, sönük bir kişiliğe neden olur.

3.Anima ve Animus : Erkekte anima, kadında animus, diğer cinsleri temsil eder.

4.Ben : Bilinçdışı arketipleri ve onların bilinçte ortaya çıkışlarını düzenler, kişiliğin bütünleşmesini sağlar. Kendini gerçekleştirebilmek için ben arketipinin çağrılarına uymalı ve kendine ait herşeyi bilinçlendirmelidir. Kendini gerçekleştirmenin tek yolu kendini tamamen tanımaktır.

5.Simge

Kişilik bölümleri etkileşim halindedir.

Psike : kişiliğin bilinçli ve bilinçdışı tüm duygu ve davranışlarıdır. Dış kaynaklardan enerji alır, sürekli denge bozulur ve insan tekrar dengeye ulaşmaya çalışır.

Eşdeğerlik İlkesi : enerjinin yokolmayıp başka alana kaymasıdır.

Entropi ilkesi : enerjinin dengeyi kurmak için dağılmasıdır.

Psikoterapisinde simgeler kullanılır. Gündüz rüyası bu anlamda doğrudan simgeleri kullandığı için psikanalizi tamamlar. Gündüz rüyasında kişi bilinçli olarak hayale dalar.

Sanat Eseri
Psikolog için en verimli eserler yoruma, çözüme açık olanlardır. Psikolojik roman da fazla önemli değildir çünkü yorumlanmıştır.

Görüm, sanat eserinde, gerçek sembolik anlatımdır, kişisel yaşantıdan çıkan, gerçeğin yerine konan imgedir. Görüm, bilinçli yaşantının dışındadır. Bilinçlenmeleri sansürlenir.

Gecesel rüya, bildiğimiz dünya olmayıp, karanlık ve korkutucu olsa da yabancı değildir. Batıl inançlar ve metafizikten korktuğumuz için bu yaşamı reddeden bizleriz.

Freud, sanat eserini, tıpkı bir nevroz gibi, kompleks denilen hayat düğümlerine götürdüğünü düşünmüş ve çözümlemeler yapmıştır.

Sanatçının birey olarak ruhsal halleri, iradesi, kişisel amaçları vardır. Ancak o bilinçdışı yaşamını taşıyan ve biçimlendiren toplumsal insandır. Büyük sanatçılar yaşam enerjilerinin büyük bölümünü yaratıcılığa yönelttikleri için kişisel bakımdan yoksul bir hayat sürerler. Sanatçının kişisel hayatı, sanatının temeli değildir.

Eleştiriler
? belirsiz, anlaşılmaz

ALFRED ADLER VE BİREYSEL PSİKOLOJİ
A.Adler (1870-1937), Viyana Üni. Tıp

Adler'in kuramının temeli aşağılık duygusudur. İnsan temelde kendinden çok topluma yönelik bir yaşam içindedir. Bilinç ve bilinçaltı çatışma halinde değildir. Aynı sonuca farklı yollardan gelirler. İnsan bilinçli bir varlıktır. Geçmiş yaşantılar kadar gelecek beklentileri de önemlidir.

Eksiklik Duygusu
Önemli olan bedensel kusurun biyolojik niteliğinden çok, bireyin bunu nasıl algıladığıdır.

Ruhsal bir gerilim, zayıf bir organda yansıma bulur. Bu görüş, psikomatik bozuklukların açıklanmasında halen geçerlidir. (kekemelik, kusma gibi)

Çocuklukta doğal olarak çevresinden zayıf olan birey, yaşamı boyunca üstünlük kurmaya çalışır. Bu bireyi güdüleyen güçtür. Ancak yetersiz ortamda büyüyen çocuklarda bu daha yoğundur ve komplekse dönüşür.

Yaratıcı Güç
İnsan bazı gizli güçlere sahiptir. Bunlar yaratıcı güçler (toplumsal ilgi, cesaret, sağduyu), algılama güçleri (öğrenme, bellek, dikkat, düşlem, duygu)

Aile ve Kültürün Rolü
En önemli çevre etkeni ailedir. Şımartılmış çocuk, genelde suça yönelik davranışlar gösterir. Bunun nedeni toplumun kendilerine küçükken gördüğü gibi bir yaşam sağlamak zorunda olduğunu düşünmesidir. Sevilmeyen çocuk da çevresinde düşman kişiler olduğunu düşünür. Aşağılanmış ve engellenmiş çocuk, nevrozlu bir yetişkin olur. İç mutluluğunu ödünleyecek hükmetme ve güç arar. En büyük çocuk, tacını yitirmiş kraldır. Çevresi ondan sorumluluk bekler. Yeteneğinden dolayı kardeşlerinin doğal lideri olur, yine de en çok eleştiriyi o alır. Ortanca çocuk, ailenin ılımlı davranışlarından dolayı otoriteyle sorunlu değildir. Büyük kardeş kadar yetenkli olamayacağına inancı belirler, onu aşma çabası olabilir veya yenilgiyi kabullenerek ezik ve karamsar olur. Sonuncu çocuk, çok ilgi görür ve bencil olabilir. Sürekli kardeşlerinden yetersizliğini görebilir. Tek çocuk ise, aşırı şımartılır ve sosyal alışverişten yoksun kalır.

Bireye özgü yaşam stili, 5 yaşlarında şekillenir ve sonra da çok fazla değişmez. Düşmanlık, saldırganlık, birincil eğilimler değildir, kişilik gelişmemişse, toplum ile uyuşma olmamışsa, oluşan gerilemeyle oluşur. Uyumsuzlukla, bencillik kısır döngü şekline gelir zamanla.

Normaldışı davranışların kökeni, 1.çocukluktaki yoğun eksiklik duygusu, 2.ödünleme çabasında, uyumsuzluğu artırıcı tepkilerin gelişmesidir.

Eleştiriler
+ fenomenolojik yaklaşımların ilk örneğidir.
- tüm davranışları çevresel etmenlere bağlamıştır
+ amaçsallık yaklaşımı
- yetersiz duygusunu abartması
- eksiklik/üstünlük gibi kavramların çocukta tam olarak oluştuğunu düşünmesi

FREUD'DAN ÖTEYE : TOPLUMSAL GÖRÜŞLER
Fromm, Horney, Sullivan, Rank'ın önderliğini yaptığı neoanalistler, kültürün insanı şekillendirdiğini ve kişiler arası ilişkilerin kişiliği etkilediğine inanmışlardır. Köklerini Freud'dan almakla beraber, biyolojik esasları, içgüdüleri reddeder ve çevresel faktörleri öne çıkarırlar.

ERICH FROMM VE HÜMANİSTİK PSİKOLOJİ
E.Fromm (1900-1980) Psikoloji, Sosyoloji, Psikanaliz

Psikolojisi, temelde Freudcu kavramları insancılaştırmak ve insanı toplum içinde bir varlık olarak değerlendirme çabasıdır.

Tarih Felsefesi
Birey, evrim sonucu insanın tarih boyuncaki tüm çabalarını temsil eder. Tarih bu anlamda davranışların incelendiği bir araştırma alanıdır. İnsanı toplumun ürünü olarak görür. Toplum da coğrafi, tarihsel, ekonomik koşulların ürünüdür.

Toplum ve Doğa
İçgüdüler vardır ancak insanda en alt düzeydedir. İnsan bunları çok az kullanır, daha çok davranışları öğrenmeye dayanır. İnsan kendisi ile doğa arasında anlamlı bağlar oluşturmalıdır. İnanç ve amaçlara gereksinim duyarlar. İnsanlar, idealleri konusunda farklıdırlar ama önemli olan üretken ve mutluluğa götüren birtakım kanallar bulmalıdır.

Tarih ve İnsan Psikesi
Tarih, insanın kendini doğadan ayırması ve ona karşı aktif olup, üretmesiyle başlar. Ancak ne yaparsa yapsın ondan güçsüzdür. Grup hem ona güven sağlamış, hem de nasıl yaşanacağını ona dikte etmiştir. Rönesans ve Reform'la insan sosyal sistemden özgürleşmiş ancak güven duygusunu da buna bedel olarak vermiştir. Pekçok insan özgürlüğünü, güven duygusuna feda etmeye hazırdır. Totaliter rejimler, konformizm, sadizm, mazohizm, yıkıcılık kaçış mekanizmalarıdır.

Çocukluk
Çocuk anne-babasının sınırları içinde yaşar ve zamanla bağımsızlaşır. Bağımsızlık, güven duygusunun kaybı demektir. Aile, toplumun psikolojik ajanlarıdır ve değerleri çocuğa iletirler. Kişilik farklılıkları, çevre ile ilişkilerle oluşur.

Kişilik
Doğuştan gelen süreçlere mizaç der. Karakter ise sosyal etkiler sonucu tecrübeyle oluşur. Her insanın bireysel karakteri ve sosyal karakteri vardır. Sosyal karakter, süperegoya benzer. İnsanın çevre ile olan ilişkisi asimilasyon ve sosyalleşme şeklinde olur. Kişisel uyum, ancak topluma uyumla sağlanabilir. Nevroz, ahlaksal bir başarısızlıktır.

Eleştiriler
- bilimsel verilere dayanmayışı

KAREN HORNEY VE BÜTÜNCÜ YAKLAŞIM
K.Horney (1885-1952) Berlin Üni.Tıp
Toplumsal etkilerin önemini vurgular.

Freud'un biyolojik belirleyicilerine karşı çıkar, sosyo-kültürel etmenleri vurgular. Davranış, öğrenilmiş örgütlü örüntülerdir. Bunların toplamı da kişiliği oluşturur. Çocukluk yaşantıları ile yaşam arasında doğrudan bir ilişki yoktur, pekçok olayla davranışlar oluşmuştur.

Nedenselliğe, bilinçdışı güdülenmeye, psikanaliz yöntemlerine inanır ancak kişiliğin gelişiminin içgüdüsel faktörlere bağlı olduğuna, cinselliğin en önemli etken oluşuna, Freud'un sabir gelişim dönemlerine katılmaz.

Kadın psikolojisinin temelde, güvensizlik ve koruma sevgiye gereksinim olduğunu düşünür.

Kişilik Kuramı
İki temel eğilim vardır: emniyet ve doyum

İnsanların ortak gereksinimleri vardır, gıda beslenme, üreme gibi. Emniyet ise bunlardan da öncelikli temel ihtiyaçtır. Güvenlik, korkunun karşıtıdır ve korku mutluluğun en büyük düşmanıdır. Korku ve anksiyete, yaşam tecrübelerindeki olumsuz ilişkilerden kaynaklanır. Anksiyete ve çaresizlik duygusunun kökeni içsel gerilimin yoğunluğu ve süperegonun cezalandırıcı gücüdür.

Nevrotik doyum için değil, korunmak için eyleme geçer.

Korku, tehlike ile orantılı iken, anksiyete imgesel bir tehlikeye orantısız bir tepki vermektir, mantıkdışıdır. Nevrotiklerin algıları ve çevrelerine karşı tutumları genel olarak kusurludur. Katıdır, üretici ve başarılı değildir.

Temel anksiyete çocuğun düşman dünyadaki yalnızlık ve çaresizliğidir. Ailenin olumsuz yaklaşımı çocukta güvensizliği yaratır. Sevgi kazanabileceği yollar arar, bulamazsa egemen olabilmek için güç kazanmaya çalışabilir, bu da düşmanlığı çıkarır. Gerçek benlik ile ülkü benlik fark büyüdükçe, benimsediği nevrotik tutum daha da artar ve bir kısır döngü yerleşmiş olur. Ülkülenmiş benliği gerçekleştirme çabası gurur sistemidir, kişi hem ülkülediği amaca ulaşmış olur hem de bunun gerçekleşmiş olduğunu varsayar. Bu çelişki de temel çatışmanın önemli yanlarından biridir.

Gerilime karşı bireyin çözüm yolları,
1.genişleme : kendini kusursuz, görkemli görür ve çevresine egemen olmaya çalışır.
2.silinme : kendini yetersiz ve değersiz olarak görür ve sevgi için sömürüye açıktır, çevresi tarafından ezilir.
3.çekilme : çatışmadan uzak olmak için içe kapanma, derinlikten yoksun yaşama gibi davranışlar gösterilir.

Tedavide, kişinin içinden geldiği gibi davranması sağlanır. Kişi kendi gerçek duygu ve isteklerine ulaşmasına çalışılınır.

Eleştiriler
-Kuramdan çok, psikoterapi yöntemlerinin incelenmesi gibidir.
.Çevresel yeni bir kişilik modelidir.
-Kapsamlı, tutarlı olmayışı

HARRY STACK SULLIVAN VE KİŞİLER ARASI İLİŞKİLER
H.S.Sullivan (1892-1949) Chicago Tıp

Davranış bozukluklarının temeli ilişkiler ve iletişimdir. Anksiyete insanlığın ortak yıkıcı yönüdür ve diğer insanlarla ilişki ve iletişim kurulmasını engelleyen başlıca etmendir.

HISTORY OF ART IN PICTURES_G.PLAZY

HISTORY OF ART IN PICTURES_G.PLAZY

1.SANAT, GİRİŞ

2.TARİHÖNCESİ
35 000 000 Primatlar
10 000 000 İlk insansı maymunlar
2 000 000 Homo Habilis - alet kullanabilen insan
Homo Erektus - ayakta durabilen, ateşi ve yontma taşı icad eden insan
-35 000 Avrupa'da plastik sanatların görülmesi
-18 000 Fransa'daki duvar resimleri
-10 000 Japonya'da çömleğin icadı
-7 000 Tarım'ın icadı, Neolitik çağ
-3 800 Yazının bulunması

3.MISIR - ORTADOĞU
-3000 Hiyeroglif yazı
-1250 Musa'nın ibranilerle Mısırdan çıkışı

Tanrı olarak görülen kralın bedeni gitmişti ama o ölemezdi. Vücud saklanmalıydı ve sonsuza dek korunmalıydı Mısırda. Mısır sanatı cenaze sanatıdır.

3000 yılda çok az değişim olmuştur. Bunun sebebi sanatçının hiyerarşi içinde sadece bir köle olmasıdır. Sanatını mükemmelleştirmekten başka bir özgürlüğü yoktur.

-2600 Sakkara Piramidi

Amenhotep III veya Akhenaton Aton, güneş tanrıya inandı ve bu önceki hayvan tanrılardan daha soyuttu. Sanatta klasik kuralları, gerçekçi yönde kırdı. Eşi Nefertiti ile 4 kızları ve oğulları Tutankamon oldu.

Mezapotamya'da daha sonra -3000 - 2340 arasında Sümerler yaşadı.

Sümer - Asur - Pers

4.ANTİK YUNAN
-850 İlyada, Odissey
-776 İlk olimpiyatlar
-508 Atina demokrasisi
-331 Büyük İskender

Sadece 400 yıllık bir tarihi olan ve aslında düşman şehir devletlerin toplamı olan Yunan tüm sanat tarihini etkiledi.

Demokrasiyi icad ettiler. Sanatı tanrıya bahşedilmiş bir şey yerine, bir insan aktivitesi olarak kabul ettiler. Antik Yunan sanatının konusu insan bedenidir, tanrılar ve insanlar benzer tasvir edilmiş, benzer davrandıkları düşünülmüştür.

Üç temel Yunan üslubu dorik, iyonik ve kronittir.

Yunan, Büyük İskender sonrada Keltler tarafından ele geçirilmesine rağmen sanatını sürdürdü. Heykel sanatı giderek daha canlı ve hareketli bir hal aldı.

5.ANTİK ROMA
-753 Roma'nın kuruluşu
-575 Etrüsklerin Roma'yı alması
-328 Roma'nın İtalya'ya hakim olması
-79 Vezüv'ün patlaması
-44 Sezar'ın öldürülmesi
54 Nero imparator

Roma girişimci Etrüskler ve onları kültürleri ile etkileyen Yunanlıların ürünüdür ancak Yunan kültüründen farklılaşmıştır.

Antik Roma oldukça ekonomik, politik, sosyal bir uygarlıktır.

İlk sanatçılar Yunanlıdır ve Roma Sanatı, Yunan eserlerinin pekçok kopyasını içerir.

Yunan sanatı daha ifadeye önem verirken, Roma Sanatı katı gerçekçidir. Büstler önemlidir.

Roma, ayrıca kolonileşerek imparator olarak dünyayı uygarlaştırma mitinin yaratıcısıdır.

Romalılar, sanatçılıklarından çok mimarlık ve mühendislikleriyle önem taşırlar. Kemer yapısını bulmuşlardır. Büyük kamu yapıları, yollar, büyük su kemerleri yapmışlardır.

İtalyanın ilk sakinleri olan Etrüskler Anadolu'dan Mısır ve Ortaçağ kültürünü taşımışlardır.

Efsaneye göre Roma'nın kurucuları ikiz Romulus ve Remus, anneleri Troy kalıntıları altında kalınca, bir dişi kurt tarafından büyütülmüşlerdir.

Roma Tanrıları, Yunan Tanrılarının isim değiştirmiş halidir. Zeus-Jüpiter, Afrodit-Venüs, Herakles-Hercules, Athena-Minevra gibi. Ancak Roma, emperyalizmin dinamizmine daha çok uyduğu için kahramanları Tanrılara yeğ tutmuşlardır.

OrtaAsya zamanla kişiliğini keşfetmiş ve Roma klasik sanatından farklı olarak Hırvatistan, Türkiye, Suriye, Lübnan'da kendilerine özgü yapılar dikmişlerdir.

6.HIRİSTİYAN SANATININ DOĞUŞU
202 Yahudilik ve Hıristiyanlığın Roma'daki etkileri
253 Romanın Batı ve Doğu olarak ikiye ayrılması
330 Konstantinopolis'in Roma İmp.'nun başkenti oluşu
537 Ayasofya

Konstantin, imparatorluğu tekrar birleştirdi ve kendini Hırisiyanlığın koruyucusu ilan etti. Konstantinopolis bir Roma stiline sahipti ve sonra tarihteki ilk büyük Hıristiyan şehri oldu.

500'lerde yıkılan şehir Justinyen tarafından yeni bir stilde tekrar inşa edildi. Ayasofya'da bu zamanda yaptırıldı.

700'lerde İmparator III.Leo, İncil adına heykel ve dinsel nesneleri yasakladı. Resim ve mozayikler yokedildi.

843'de Thedora restore ettirdi. bu olay Ortodoksluğun zaferi olarak geçer. Ayasofya ve Bizans sanatı yenilendi. Yeni sanatta Roma'nın gerçekçiliği değil artık dinsel öğeler ön plandaydı.

7.AVRUPA'NIN YÜKSELİŞİ, 6-12.YY
622 Hicri Takvimin Başlangıcı
845 Vikinglerin Paris'i işgali
1095 İlk Haçlı Seferi

Roma'nın çöküşünün ardından barbarlar işgal etti. Vikingler, Normanlar ve Araplar Avrupa'ya yerleşti.

Romanesk sanat ilk büyük sanat akımı olarak tüm Avrupa'yı sardı. Mimarlık önem kazandı. Tanrı için tekrar resim ve heykeller yapıldı.

8.KİLİSENİN ZAFERİ, 12-14.YY
1144 Avrupa'da kıtlık
1189 Aslan Yürekli Richard İngiltere Kralı
1271 Marco Polo'nun İpek Yolu seferi
1347 Kara Veba

Fransa'da kralların kiliseleri, Tanrı ve kiliseleri birleştiriyordu, temel ilke "Tanrı Işıktır"dı. Bu Gotik sanattı. Sistematik yüksek payandalar, daha yüksek yapılara izin veriyordu.

Paris, Avrupa'nın entelektüel merkeziydi. NotreDame, Gotik sanatın ilk başyapıtıdır.

9.HÜMANİSTİK HAREKET, 14-15.YY
1434 Medici'lerin Florence'de gücü ele geçirmesi
1453 İngiltere-Fransa 100 yıl savaşları
1460 İlk Avrupa Kıymetler Piyasası

Roma'nın yeniden keşfedilmesiyle, İtalya Rönesans'ın öncülüğünü yaptı. 15 ve 16.yy'da düşünceler tamamen değişti. Uyanan Latin ruhu, ortak bir buluşma noktası yarattı, Yunan filozoflarından keyif alma.

Temel prensip, insanın bu dünyada şimdi iyi yaşamasıydı, diğer dünya bu dünyanın anahtarı olamaz.

Sanatçılık, Rönesansda ana meslekti. Hemen herşeyde sanatçı, anatomi ve matematiği kullanıyordu.

Rönesansı başlatan sanatçılar : Brunelleschi, Mosaccio, Donatello

Fransa'da Avignon, İtalya'da Flemolle, Van Eyck.

Almanya'da Gotikten Rönesansa geçiş yavaş oldu. Lechner ve Wıtz.

Perspektifde uzmanlaşma resimlere yeni bir tarz yaratmıştı.

Venüs, Meryem, dinselliklerinden önce kadındılar Rönesans insanı için. Kiliselere konulan yeni daireler onları pagan tapınaklara benzetiyordu.

10.YENİ DÜNYA DÜZENİ, 16.YY RÖNESANSI
Hümanizma tüm Avrupa'ya yayıldı. Rönesansın olgun örnekleri bu çağda verildi. Leonardo, Francesca, Michalengelo, Raphael, Dürer, Cronoch, Goujon, Pilan, Bosch, Giorgione, Titian, Tintoretto, Veronese, Palladio


11.17-18.YY
12.19.YY
13.20.YY

GILGAMIŞ DESTANI

GILGAMIŞ DESTANI

-Tarihin en eski destanıdır.
-12 kil tablet üzerine Akad çivi yazısı ile yazılmıştır.
-Uruk Kralı Gılgamış'ın ölümsüzlüğü aramasının hikayesidir
-Gılgamış, Gaziantep'in Suriye sınır ilçesi Karkamış(eski adı Uruk) kralıdır.
-Destanın ilk yazılışı MÖ3000-2500'dür.
-Destanın %60'ı bulunabilmiştir.
-Gılgamış 3/4 tanrıdır.
-İlk hikayede Tanrı Anu, halkına kötü davranan kralı öldürmesi için vahşi hayvan Enkidu'yu gönderir. Kazanan Gılgamış olur, sonrasında dost olurlar. Gılgamış, Enkidu'nun medenileşmesi için fahişe Şahmat'ı onun yanına yollar.
-İkinci hikayede, Aşk Tanrısı İştar, Gılgamış ile evlenmek ister, Gılgamış kabul etmeyince, öldürmesi için göklerin boğasını gönderir. Yine Gılgamış kazanır. Yardım eden Enkidu, Tanrılar tarafından ölüme mahkum edilir.
-Enkidu öldükten sonra, kendisinin de öleceğini anlayarak deliye döner ve ölümsüzlüğü aramaya başlar.
-Destanın devamı bulunamamaıştır. Birsonraki bölümde Enkidu için ağıt düzenlenmiştir.
-Devamında Tufan efsanesi vardır. Tufanı başlatan Tanrıça İştar ve Bel'dir. Gılgamış ise, Tufandan sağ kalan Utnapiştim'i bulmak istemektedir. Kendisi ölümsüzlüğün sırrını bilen bir bilgedir. utnapiştim Tanrı Ea tarafından uyarılmıştır. Tanrılar insanlara öfkeli olduğu için tufan düzenlenecektir. Utnapiştim de yedi bölümdn oluşan bir gemi inşa eder, ailesini, çeşitli zanaat ustasını, hayvan ve bitki türlerini alır.
-Gılgamış, ölümsüzlük otunu bulur ve gençliğine dönecekken, otu bir yılana kaptırır ve ülkesi Uruk'a eli boş döner.
-Gılgamış, Enkidu'nun ölümünden sonra hayata ait sorular sorar ve bilgeliğin dünya nimetlerinden yararlanmak anlamına geldiğini kavrar.
-Tanrının emri olmak : cinsel ilişkide bulunmak, yatmak
-"Kadın onu annesi gibi elinden tuttu ve çobanların sofrasına götürdü"
-Enkidu ekmek nasıl yeni bilmedi, içki içmekten anlamazdı! Fahişe bunun üzerine Enkidu'ya şöyle dedi : "Enkidu, ekmek ye! Bu, hayatın gereğidir! İçki iç! Bu da ülkenin geleneğidir." İçine neşe doldu, açıldı. Yüreği açıldı, yüzü parlamıştı.
-Uruk kralı olan Gılgamış için her zaman açıktır. O, her kim evlenecek olursa, onunla önce kendisi yatar, sonra da kocası. Tanrısal yasa böyle, bu tanrının buyruğudur.
-Gılgamış, ağzını açıp Enkidu'ya şöyle dedi : Gel yoldaşım, büyük saraya ulaşalım, büyük kraliçe Ninsun'un huzuruna varalım. Ninsun'un vereceği akıllı tavsiye, ayaklarımıza doğru yolu gösterecektir."
-"Seni ha!...Seninle evlendiğimde ne kazanacağım? Ne de olsa kendimi yağlayacak kadar yağım ve üstüme giyecek kadar elbisem var. Yiyecek ekmeğim ve azığım da bulunmaktadır. Hem de, tanrılara yaraşır yemek ile krallara has içkilerim de var!"
-Gılgamış, arkadaşı Enkidu için acı gözyaşları döküp kırlara koşarak şöyle dedi: "Ben ölmeyecek miyim? Ben de Enkidu gibi ölmeyecek miyim?" Gönlümü üzüntü kapladı. Bana ölüm korkusu geldi.
-"Ey tanrıların büyük üstadı, ey yiğit Enlil!. Ah nasıl olur da sen körü körüne tufan yaptın? Onun suçunu suçluya yüklet! Kelepçesini gevşet ki etini kesmesin. Yine kelepçesini çek ki gevşek olmasın. Senin yaptığın bu tufan yerine, bir aslan kalkıp insanları azaltsa daha iyiydi."
-Sümerlerin günleri
Saturday, Satürn günü, cumartesi
Sunday, Güneş günü, pazar
Monday, Ay günü, pazartesi
Mardi, Mars günü, salı
Mercredi, Merkür günü, çarşamba
Jeudi, Jupiter günü, perşembe
Vendredi, Venüs günü, Cuma

İLAHİ KOMEDYA CEHENNEM_DANTE

Özsöz
Guelf'ler : imparatora karşı, papalığın yönetimi, prenslikler ve cumhuriyet yerel özerklik, Floransa. Aklar : varlıklı burjuvalar, imparator taraftarları ve Dante, Karalar : esnaf, feodal yönetim

Ghibellin : imparator taraftarı

Beatrice : Dante'nin düşünce dünyasını yönlendiren kadın. İlk kez 9 yaşında görür sonra da 18 yaşında. Başka bir erkekle evlenen Beatrice, 25 yaşında ölür ve sevgi mistik bir hal alır. Beatrice için kimsenin kimse için söylenmemiş olduğu şeyler söylemeye söz verir ve bunu İlahi Komedya'da gerçekleştirir.

Stillnova : aşkın esas olduğu şiir akımı

Dil : Toskana lehçesiyle yazılmış İtalyanca'dır. Bu dilin kurucusu sayılır.

İlahi Komedya : 1 + 33 + 33 + 33 kanta

Cehennem (Inferno) : inildikçe daralan 9 daireli çukur. Aşağı doğru ceza artar.
1.daire : vaftiz yoksunları
2.daire : şehvet düşkünleri
3.daire : oburlar
4.daire : cimriler, savurganlar
5.daire : öfkeliler
6.daire : sapkınlar
7.daire : başkalarına, kendilerine, Tanrı'ya saldıranlar
8.daire : kadın tellalları, din sömürücüleri, hileciler, hırsızlar
9.daire : iyilik yapanlara ihanet edenler

Araf (Purgatoria) : cennet-cehennem arasındaki köprü. Burada amaç ruhun eğitilmesi ve pişmanlığın sağlanmasıdır.

Cennet (Paradiso) : devinimin olduğu, çok ışıklı bir kızgın alevler yeridir. Diğerleri gibi burası da 10 bölümden oluşur. Tanrı bir enerji kaynağıdır.
1.daire : ay
2.daire : merkür
3.daire : venüs
4.daire : güneş
5.daire : mars
6.daire : jüpiter
7.daire : satürn
8.daire : duran yıldızlar
9.daire : ilk devindirici
10.daire : kutlu ruhlar ve Tanrı.

CEHENNEM
I.
Vergilius rehberi olur, karanlık bir ormanda yolculuk başlar.

II.
Dante korkar, Vergilius'a neden kendisinin seçildiğini sorar. Vergilius, Beatrice'in onu gösterdiğini söyler. Meryem, Dante'nin durumuna içlenir, Lucia'ya yardım etmesini söyler. O da Beatrice'e gelir ve kurtarmasını ister. Seni sevdiği için sürüden ayrılan insana neden yardım etmezsin der. Beatrice de derhal Cennet'den iner.

III.
Cehennem kapısı geçilir. Burada iyilik de kötülük de yapmadan öylesine yaşamış ruhlar yer alır. Bunlar ne cehennemlik ne cennetliktir. Umutları olmadığı için ve hayatta sanları kalmadığı için acı çekerler. Bir bayrağın peşinden koşma cezası almışlardır. Akheron nehrini geçirmek için Khoron gelir, cehennem yolcularını karşıya geçirmek onun görevidir.

IV.
İlk daireye girerler. Burası vaftizden yoksun kalmış ruhların mekanıdır. Ya Hıristiyanlık öncesi yaşamışlar ya da Tanrı'ya gereği gibi tapınmayanlardır. Pekçok klasik filozof, şair, bilim adamı buradadır. Homeros, Horatius, Ovidius, Lucanus ve Vergilius gibi kendisini de buraya koyar Dante.

V.
İkinci daire. Minos (mitolojideki Girit Kralı) gelenlerin suçlarını denetler. Günahkarın nereye gideceğine karar verir. Bu dairede şehvet düşkünleri vardır. Ruhlar, rüzgarda oradan oraya sürüklenmektedir.

VI.
Üçüncü daire. Lanetli soğuk bir yağmur yağar. Kerberos hayvanı (üç başlı köpek) ölülere havlamakta, onları parçalamaktadır. Burası oburların dairesidir. (Burada ölülerin geleceği okuyabildiğini anlarız.) Sonunda cehennem tanrısı Plutos'la karşılaşırlar.

VII.
Dördüncü çukur. Burada ölüler havaya sıçramaktadırlar. Savurganlar ve cimriler buradadır. Styx bataklığında çamur içinde birbirlerini parçalayan öfkeye yenik düşen ruhlarla karşılaşırlar.

VIII.
Beşinci dairede şeytan bekçi Phlegyos'tur. Onları ırmaktan geçirip Dite şehri kapısında bırakır. Kapıda şeytanlar onları içeri almaz.

IX.
Kapıyı açacak ulak geç kalır. Medusa ve nedimeleri keser yollarını. Ulak gelir ve kapıyı açar. Burada kızgın mezarlarında sapkınlar ceza çekmektedir. Sıcaklık mezardan mezara değişmektedir.

X.
Burada inançtan yoksun olanlar bulunmaktadır. Floransa'lı Ghibellini'lerin başı Forinata'yı görür. Altıncı dairededir.

XI.
Aşağıya inmeden biraz burada dururlar. 7, 8 ve 9. daireleri anlatır Vergilius. 7.daire kaba güç kullananların bulunduğu yerdir ve üç alt bölümü vardır, başkasına zarar verenler, kendine zarar verenler ve Tanrı ve doğaya inanmayarak ona karşı gelenler. 8.bölümde hileciler, 9. ve Dite kentinin bulunduğu yerde ise hainler vardır.

XII.
İnsan gövdeli boğa başlı Minatauros canavarı ile karşılaşırlar. Yedinci bölümde zor kullanarak başkalarına zarar verenler kanlı ırmakta haşlanırlar. Kentaurlar (at adamlar) suçu oranında nehre batması gereken ruhlardan yukarı çıkanlara ok atarlar. Konuşurlar ve Kentaurlardan biri Dante'yi sırtında ırmaktan geçirir. Zorba hükümdarlar kirpiklerine kadar suya batmışlardır.

XIII.
Karanlık bir ormandadırlar. İniltiler ağaca dönüşmüş ruhlardan gelmektedir. Minos kendini terk eden ruhu bu ormana atar, kök salan tohum gibi ağaç olurlar. Horpya'lar yapraklarını yer ve kırıklar canlarını acıtır. Yedinci bölümün ikinci dairesinde ağaca dönmüş intihar edenlerle savurganlar beraber cezalandırırlırlar. Savurganlar da aç dişi köpekler tarafından bu ormanda koşturulup, takip edilirler.

XIV.
7.bölümün üçüncü bölmesi ateş parçalarının yağdığı bir çöldür. Yere uzanmış ruhlar Tanrı'ya, çömelmişler sanata, koşanlar da doğaya karşı çıkanlardır.

XV.
Burada cinsel sapkın ruhlar bulunmaktadır. İçlerinden biri ona geleceği ile ilgili bilgiler verir. Kum bulutu içinde koşarlar doğanın kanununa karşı geldikleri için.

XVI.
XVII.
Hile simgesi dürüst insan yüzlü, yılan vücutlu Geryon yedinci dairenin sonunda karşılarına çıkar. Çölden ve ateşten korunmak için uğraşan ve boyunlarındaki keseden gözünü ayırmayan tefecilerdir bunlar. Sonra Geryon'un sırtında aşağıya inerler.

XVIII.
Sekizinci daire, Dante'nin Malebolge dediği dik bir yamaçlar, derin bir kuyu arasındadır ve on hendekten oluşur. İlk hendekte kadın tellalları ve kadınları baştan çıkaranlar yeralır. Kırbaçlanmaktadırlar sürekli. Dalkavuklar iknci hendekte pislik içindedirler.

XIX.
Üçüncü hendekte din sömürücüleri deliklere başaşağı bırakılmıştır, sadece alev alev yanan ayak ve baldırları dışarıdadır. Dördüncü hendekte de aynı cezayı çekerler, bunlar din aracılığıyla para sömürenlerdir.

XX.
Beşinci hendekte gelecekten haber verenler vardır. Çeneleri gövdeleri arası ters dönmüş haldedir.

XXI.
Beşinci ve altıncı hendek arasında Malebrance adlı zebanilerle karşılaşırlar. Buradaki tüm kemerler İsa'nın çarmıha gerildiği günkü depremde yıkılmıştır.

XXII.
Bu zebanilerle yola devam ederler. Zebaniler günahkarlara çengelleriyle işgence ederken, Dante ve Vergilius'a da yol göstermektedirler. Ziftin içindeki bir günahkarla yarışa giren uçan zebaniler, zıplayan günahkarı yokedemez ve sinirlenirler. Bunun üzerine ikisi birbirlerine düşer ve zifte yapışır.

XXIII.
Malebrance'ler kendi düştükleri durumdan Dante ve ustasını sorumlu tutarlar ve peşlerine düşerler. Ancak zamanında kaçarlar ve altıncı hendeğe gelirler. Burada ikiyüzlü ruhlar, çok ağır bir cüppeyi giyerek cezalandırılırlar.

XXIV.
Hırsızların bulunduğu yedinci hendekte korkunç yılanlar bulunur. Arkalarından bağladıkları insanları yakar, yokederler. Sonra külleri tekrar insana dönüşür. Bir hırsız Dante'yle konuşur ve Tanrı'ya küfreder.

XXV.
Yılanlardan biri günahkarlardan birini yutar.

XXVI.
Sekizinci hendekte ruhlar alev alev yanarlar. Biriyle konuşurlar ve bu kişi denizci olduğunu ve bir kasırga sonucu buraya düştüğünü anlatır.

XXVII.
Hırsızlardan biri öyküsünü anlatır.

XXVIII.
Dokuzuncu hendekte paramparça olmuş bölücü günahkarlar vardır. Muhammed ve Ali de buradadır. Yaraları kapandıkça zebani kılıcıyla hepsini tekrar keser. Kısas ilkesi ile bozguncu ve bölücüler parçalara ayrılırlar, başı kesik Fransa'da veliaht ile kralı birbirine düşüren şairi görür Dante.

XXIX.
Onuncu ve son hendekte vücutlarını doğrultamayan, sürekli kaşınan, kaşındıkça parçalanan sahteciler, simyacılar vardır.

XXX.
Sahtekarlar aralarında kavga ederler.

XXXI.
Güçlü vir boru sesine doğru ilerlerken göbeklerinin altı gömülü devler görürler. İlki Babil kralı Nemrud'dur. Kimsenin bilmediği bir dille konuşur. Jüpiter'e karşı çıkan Ephialtes'dir bir diğeri. Antheus onlara yardım eder.

XXXII.
Evrenin dibinde donmuş bir göl ve yüzlerine kadar donmuş ruhlar görürler. Burada partilerine, vatanlarına ihanet eden ruhlar vardır. Aynı çukurda iki ruh birbirini yer.

XXXIII.
Ugolina kontu, başpiskoposun kellesini dişlemektedir. Kont, çocuklarıyla bir kuleye kapatılar ve aç bırakılır. Suçsuz çocuklar açlıktan ölmüştür. Daha ilerde gözlerine katı perde çekili ruhlar ağlayamıyor, boşalmayan acı içe dönüyordu. Sonra dokuzuncu dairenin üçüncü bölümü konuklarına ihanet edenlerin yerine gelirler. Bunlar ölmeden buraya gelirler çünkü ihanet sonrası artık bir şeytan doldurur yeryüzündeki bedeni.

XXXIV.
Dokuzuncu dairenin dördüncü ve son bölümünde iyilik edenlere ihanet edenler bulunur. Burada Cennet'ten kovulmadan önce meleklerin en güzeli olan Dite (Şeytan) ile karşılaşırlar. Devasa büyüklüğüyle şeytanın yarı gövdesi buzlar altındadır. Üç yüzlüdür. Öndeki kırmızı (kin), yandaki beyaz-sarı (güçsüzlük), arkadaki siyah (cehalet) rengindedir. Her yüzün altında kanat vardır. Her ağızda dişleri bir günahkarı öğütür.

EVRİMSEL PSİKOLOJİ (INT. EVOLUTIONARY PSYCHOLOGY)

Kognitif Psikoloji ve Evrimsel Biyolojının kombinasyonu olan Evrimsel Psikoloji insan beyninin evrimleşmiş kompleks bir yapı olduğunu söyler ve bunun kökenlerini araştırır. Çünkü insan beyninin gelişimiö evrimi bildiğimiz son 10000 yıllık tarihten çok daha geçmişe dayanır. Aklın Modülerliği teorisine göre insan beyni pekçok modülden oluşur. Evrimsel Psikoloji bunları oluşturan sebepleri araştırır. Bunlar doğal seleksiyon ile tasarlanmıştır, amaç hayatta kalmak ve türünün sürekliliğini sağlamaktır. Şimdi adaptasyon problemleri ve bunların evrimsel etkilerini araştıralım :


1.Avcıdan Kaçma Modülü
a.Avcıyı tesbit : hızlı-yanlış alarm olasılıklı sistem (yavaş-doğru sistemden daha önemlidir)
b.Yanlış Alarm : Tepki sonucu gerçek bir tehlike olup olmadığını anlaşılır. Yanlışsa tepki biter, doğruysa kaçınma zaten gerçekleşmiştir.

2.Yemek Tercih Modülü
Yağ ve şeker : hayvan öldürmek ve meyve bulmak çok zor olduğu için, bunlar doğal mekanizmalar olmalıdır.

Şimdi çok kolay bulunan bu gıdaları aynı şekilde istiyoruz ve evrimsel gelişimimiz bunları reddetmemizi gerektirmiyor.

Bozulmuş gıdalardanda tiksinme ve bulantı sonucu kusma ile kurtuluyoruz. Modül bunu zehirli hissederse, kaçınıyoruz.

3.Yakınlık-Arkadaşlık Modülü
Düşmanlara beraber karşı koymak grup olma olgusunu getirdi. Ancak aynı zamanda aynı türden tercihleri olanlara karşı ortaklık ve koalisyonlar oluşması gerekiyordu. İnsanlar gruplaştılar ve üye sayısıgittikçe arttı. Bunun temeli "bana yardım edersen sana yardım ederim" di. Gruplarda daima free-rider'ler olur. Yani yardımları alıp, kendisi hiç yardım etmeyenler. Bunlar en başta farkedilmedikleri için çoğalmaları daha kolaydır. Gen sayısında bunların sayısı artar. Nihayet herkes free-rider olacaktır. Bu durum grubun çöküşü anlamına gelir. Robert Axelrod'a göre bu sorunu çözmek için 3 koşulun sağlanması gerekir :

a.organizmalar, aynı organizmalarla beraber yaşarlar.
b.bilinenler, yabancılardan ayrılır.
c.önceki davranışlar hatırlanır.

4.Çocuklara ve Diğer Yakınları Yardım Modülü
Sosyal muhasebeye (3.modül) uymayan bu modülde insan kendi yavrularına yoğun ve daha uzun süren bir şevkat duyar ve bu karşılıksızdır. Hayvanlarda da ortak bu durumun sebebi pekçok ortak geni taşıyan akrabaya yardım etmekle, kendi kopyalarına yardım etmektedirler. Bu Richard Dawkins'e göre Gen'in Bencilliğidir.

1980'lerde yapılan bir araştırmaya göre öz ve üvey çocuklarda kötü muamele inceleniyor ve Amerika'da 100 kat, Kanada 70 kat üvey çocuğa öz evlatlara göre öldürüldüğü görülüyor.

5.Kaynak-Dağıtım Modülü
Her çocuğa ayrılana dek kaynak pekçok faktörce belirlenir. Ebeveyn-Çocuk Çatışma teorisine göre ebeveyn için hepsi eşitken, çocuk genetik olarak %100 kendiyle, %50 kardeşiyle ilgilenir.

6.Akıl-Okuma Modülü
Bu karşıdakinin düşüncesini, davranış ve sözlerinden tahmin etmeyi içerir. Bu sosyal zekanın evrimi şöyle anlaşılabilir. 6000000 yıl önce ortalama 50 kişilik gruplar varken, 3000000 yıl önce bu sayı 70, 1000000 yıl önce 80, 150000 yıl önce 150 kişilik gruplar oluşmuştur. Bu modül hergün kullandığımız akıl okuma zekasından kaynaklanmaktadır.

Akıl okuma modülü, evrimsel psikologların Akıl Teorisi olarak tanımladığı kavramdır. İnanç, istek gibi zihinsel süreçler davranışlarımızı belirler. Çocuklar bu modül sayesinde başkalarını anlamayı deneme yanılmayla öğrenirler. 4 yaşındaki çocuk başkalarının kendisiyle aynı düşünemeyebileceğini anlamıştır.

7.Dil Modülü
Tüm canlı türleri çeşitli seslerle anlaşırlar, insan bunların en kompleksi dili yaratmıştır. Dil Kazanım Mekanizması olmadan dili öğrenmek imkansızdır. Bu sadece insana özgüdür. Anatomika çalışmalara göre dil 300000 yıl önce evrimleşmiştir. Bunun temelinde sosyal çevrede bilgi değişimi ve karşılıklı ilişki ilkesi vardır.

8.Eş-Seçim Modülü
Uygun eş iki şey sağlar : a.genleri, b.ebeveynsel ilgiyi

a.İyi genler : iyi genler, o genin hayatta kalmasını ve çoğalmasını sağlayacağından önemlidir. Örneğin vücut simetrisi eş seçiminde genin iyi olduğunu gösterir. Ayrıca bel-kalça oranı .7 evrimsel olarak en çekicidir. Bu oran, istatistiki olarak daha doğurgandır.

b.Ebeveynsel ilgi : diğer primatlardan farklı olarak insan, babaya da gereksinim duyar. Bu da sadece fiziksel görünümle değil, davranışları incelenerek anlaşılır.

Ayrıca kadın ve erkeğin üreme stretijileri farklıdır. Kadın doğurduğu için seks konusunda daha dikkatlidir ve birleşmeyi geciktirir.

Günlük ilişkinin sadece erkek tarafından istendiği doğru değildir. Her iki cinsin de uzun süreli ve kısa süreli ilişki stratejileri vardır. Kadının uzun süreli ilişki dışındaki çıakrı, daha iyi yaşam olabilir. Örneğin maymunların yemek için yaptığı gibi. Bir diğer olasılıkla kadının uzun süreli eşi varken kısa süreli partnerinin genlerini çoğaltmak istemesi olabilir.

Yine de erkek, kendisi için maliyeti az, faydası aynı olan kısa süreli ilişkiyi tercih eder.

Kadın için önemli olan kaynakları en çok sağlayan erkeği bulmaktır.

Kadının kıskançlığı da erkeğin kaynaklarının başka kaynaklara yönelmesinden korunmak amaçlıyken, erkeğin kıskançlığı başka genlerden olan cocuğa bakmak istememekten olacaktır.